Gündem

Diktatörlük ve Mimarlık

Tarih: Kasım 2008 Kaynak: Wikipedia, Baunetz, German-architecture.info, German-architecture.info, Tel Aviv University, Dunaujvaros 2400, Vikilu.de Derleyen: Burcu Karabaş, Arkitera.com
Almanya
Mimarlıkla Yeniden Doğması Planlanan Hitler Almanyası
Hemen hemen tüm yönetimler, özellikle de iktidara yeni gelenler, yönettikleri topraklar üzerinde hem fiziksel, hem de manevi olarak izlerini bırakmak isterler. Bu amaca ulaşmanın en etkili yolunun ise binalar ve anıtlar inşa etmek olduğu, kabul edilen bir gerçek. Bağımsız ögeler olarak binalar, toplumu belli şekillerde davranmaya yönlendirebilecek veya dikkatleri belli bir noktaya çekebilecek güce sahip. Fiziksel çevreyi yaratan, ona adapte olan ve o çevreye sahip olan insanları etkileyebilen tek sanat dalı olan mimarlık, bu nedenle sadece fiziksel mekanları değil, kullanıcısı olan toplumun ruhsal durumunu da şekillendirebiliyor.

Mimarlığın söz konusu sosyal gücünün farkında olan Naziler de, kurmakta oldukları yeni düzeni onunla desteklemeleri gerektiğini biliyorlardı. İnsan yaşamının her noktasına müdahale etmenin yollarını arayan politikacılar ve özellikle de totaliter liderler için mimarlık, tarih boyunca özel bir konuma sahipti. Almanya’nın kültürel ve ruhani yeniden doğuşunu amaçlayan Üçüncü Reich yönetiminin en önemli çalışmalarından biri, Nazi ideolojisini temel alan mimari eserlerdi. Avrupa tipolojisi ve morfolojisi üzerine kurulan bağımsız bir nasyonal sosyalizm stiline sahip Nazi mimarlığı, büyük ölçüde Adolf Hitler’in kişisel heyecanlarıyla şekillendi.

Bauhaus stili tarafından biçimlendirilen “modern” i reddetme ideolojisinin karakterize ettiği Nazi mimarlığında, Bauhaus ekolünün 1920’li yıllarda geliştirdiği sade, süssüz ve fonksiyonel mimarlık, ruhsuz, “Bolşevik” ve Alman karşıtı olarak yorumlanıyordu.

Weihsmann’a göre, inşa edilen binaları 6 farklı estetik eğilim başlığı altında toplamak mümkün:

- Propaganda, devlet ve parti binaları için nasyonal sosyalist klassisizm
- Ordu için Heimatschutzstil’de yapılan binalar (Homeland Security Architecture)
- Konut ve idare binaları için modern
- Spor yapıları için fonksiyonellik
- Endüstriyel birimler için New Objectivity

Roma İmparatorluğu’na hayranlığıyla bilinen ve araştırmaları sonucunda bazı Almanların da bu antik imparatorluğun yönetiminde etkili olduğunu öğrenen Adolf Hitler, Romalılar’ı erken bir Ari İmparatorluğu olarak düşünüyordu. Liderin, Roma mimarisini neoklasisizm ve art deco akımlarından etkilenerek Nazi Partisi için gösterişli binalar yaratmak için kullanması da işte bu ideallerine dayanıyordu. Antik Akdeniz’in klasik kültürlerine olan ilgisi nedeniyle Alman kültürünü tam olarak konumlandıramayan Hitler, politik sembolleri Almanya’ya getirmek ve antik Yunan uygarlıklarının Almanlar’ın atası olduğu şeklinde sahte bir temele dayandırarak kabul ettirdi.

Bin yıllık bir imparatorluğun kurucusu olmayı hayal eden Hitler’in rüyaları, sonsuzluk kavramıyla ilişkilendirilen antik Roma tiyatrolarını, yani kolozyumları da içeriyordu. Tüm Olimpiyat Oyunları’nın kurulacak olan Albert Speer tasarımı Alman Stadyumu’nda (Deutsches Stadion) gerçekleşmesi de bu rüyalardan biriydi. Faşist lider, savaşı kazandıktan sonra tüm ülkelerin en iyi sporcularını her yıl Almanya’ya göndermekten şeref duyacaklarını tahmin ediyordu. Dolayısıyla bu yapı, Hitler’in dünyaya hakim olma arzusunu henüz bu hedef açıklanmamışken yansıtıyordu. Dünyaca ünlü anıt ve yapıların yeni inşa edilen Alman tasarımı benzerleri tarafından -büyüklük açısından- gölgede bırakılması, lidere haz veriyordu.

Nazi mimarlığının simgeleri, sadece büyük kentlerde değil, küçük kasabalarda da yerlerini aldı. Alman topraklarının her parçasını bu ideolojinin göstergeleriyle dönüştürmek amaçtı. İnşa edilen bina ve anıtlar, tüm dünyaya ve saf Alman ırkına bin yıllık Reich’in başlangıcını işaret etmeliydi. “Etkilemek”, temel hedeflerden biriydi. Yabancı ziyaretçileri hükmeden ifadeleriyle etkileyen üçüncü Reich yapıları, didaktik ve teatraldi.

Hitler, Hermann Helmer ve Ferdinand Fellner’in Avrupa’da 19. yy sonu ve 20. yy başlarında, Geç Barok tarzda tasarladığı tiyatro ve opera binalarını oldukça beğeniyordu. 19. yy’da Dresden Opera Binası ve Viyana’daki bazı müze binalarının mimari Gottfried Semper ile 1840’da Atina’da bazı binaları inşa edilen Theophil Freiherr von Hansen da takdir ettiği mimarlar arasındaydı. Paris Opera Binası Palais Garnier’e ve mimar Joseph Poelaert tarafından tasarlanan Brüksel Adalet Sarayı’na hayrandı.

Ancak diktatörün, eninde sonunda Kral II. Wilhelm’in mimarı Ihne’ye tasarlattığı şişirilmiş Neobarok tarza geri dönüş yaptığı söylenebilir. Aslında, Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemlerindeki tarzı da, gözden düşmekte olan barok tarza oldukça yakın özellikler taşıyordu. Hitler de, mimarlık alanında, tıpkı resim ve heykel sanatlarında olduğu gibi gençlik yıllarına sadık kaldı. 1880 - 1910 yılları arasındaki akım ve gelişmeler, liderin sanatsal tercihlerinin yanı sıra, politik ve ideolojik görüşlerine de damgasını vurdu.

Hitler’in mimari tercihlerini tek bir başlık altında sınıflandırmak ve Üçüncü Reich’in resmi bir mimari tarzı olduğunu söylemek imkansız olsa da, neoklasik temel üzerine kurulan Nazi Mimarlığı’nın bu çerçeve etrafında geliştirildiği, değiştirildiği ve abartıldığı söylenebilir.

Hitler’in pragmatik bakış açısı göz önünde bulundurulduğunda, liderin zihninde sadece ideolojilerden temel alan mimari bir stil bulunduğunu söylemek, sığ bir saptama olur.

Nazi mimarlığı, Almanya’daki yeni düzenin kurulmasında üç farklı role sahipti: Teatral, sembolik ve didaktik. Naziler mimarlığı, belli bir fonksiyona sahip olmalarının yanı sıra, kullanımdan öte amaçlara da hizmet edebilecek binalar üretmek olarak algılıyorlardı. Örneğin, Münih’teki sanat binası Haus der Kunst, sanata ev sahipliği yapmasının yanı sıra Ari Stili’ni yansıtan tasarımıyla Alman sanatı için bir “tapınak” ve kamusal bir strüktür olma özelliği taşıyordu. Birçok Nazi binası, toplumsal hareketler için birer sahne görevi görüyor, Nazi ideolojisine temel oluşturan prensipleri somutlaştırıyordu.

Naziler, Alman tarihiyle kendileri arasında bir bağ kurma çabası içindeydi. Thingplatz (veya Thingstätte) adı verilen toplanma meydanları, özel olarak tarihi öneme sahip bir alan üzerinde veya yakınında konumlandırılıyordu. Konferanslar veya toplantılar için tasarlanan bu amfitiyatrolar, Naziler’in “toprak ve kan” ideolojisinden temel alıyor, sadece saf Alman kanı taşıyanların Alman toprakları üzerinde bulunabileceğini savunuyor ve bu bağlamda Alman halkının kendi tarihine olan bağlılığını canlandırma amacını taşıyordu. Bir Thingplatz, genellikle taş gibi doğal objeleri içerir ve mümkün olan en doğal kurgu çerçevesinde tasarlanırdı. Antik Yunan tiyatrosu şablonunu temel alan meydanlar, geçmiş ve Nazizm arasındaki bağı vurgulamayı ve Nazi algısını meşrulaştırmayı hedefliyordu. Her şeye rağmen, Thing hareketi başarılı olmadı.

Naziler, toplumun deneyim yaşaması için sahneler yaratma amaçlarını mimarlıkla gerçekleştiriyorlar, toplumu mimari ögeleri kullanarak bir araya getiriyorlardı. Yapıların büyüklüğü ise, amaçların ve toplantılarda söylenenlerin önemini “büyütmesi” içindi.

Tasarlanan bu sahneler, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm binaların stili ve konstrüksiyonu, yaratıcıları ve onların idealleri hakkında oldukça fazla ipucu barındırıyor.
İmaj Galerisi
Diktatörlük ve Mimarlık
Diktatörlük ve Mimarlık
Gündem Arşivi
Dönem için hazırlanan gündemlerin listesi aşağıdadır. Ayrıntılarına ulaşmak istediğiniz gündem başlığını listeden seçiniz.