Gündem

Diktatörlük ve Mimarlık

Tarih: Kasım 2008 Kaynak: Wikipedia, Baunetz, German-architecture.info, German-architecture.info, Tel Aviv University, Dunaujvaros 2400, Vikilu.de Derleyen: Burcu Karabaş, Arkitera.com
"Nazi Kenti"
Hitler, “Kavgam”da içinde bulunulan dönemdeki endüstriyel Alman kentlerinin, baskın anıtsal ögelerden ve toplum yaşamının odak noktası olmak üzere tasarlanmış bir merkezden yoksun olduğunu vurguluyor.

İdeal bir Nazi kenti, çok büyük olmamalıydı. Endüstriyel devrim öncesi değerleri yansıtacak kent, dönemin anıtları, kolektif çabanın (Gemeinschaftsarbeiten) eser ve sembolleri etrafında şekillenmeliydi.

Roma’daki Colosseum ve Circus Maximus, Hitler’e göre Romalılar’ın politik gücünü simgeliyordu: “Mimarlık, sadece söylenen sözün taşa kazınmış hali değil, bir toplumun inancının anlatımıdır. Veya o ülkenin liderinin gücünü, büyüklüğünü ve ününü gösterir.”

1933 Eylül’ünde Hitler, Berlin Belediye Başkanı’na kentin sistematik olmadığını söyledi. 1937’de ise Albert Speer, Berlin’i yeniden şekillendirecek planları hazırlaması için oluşturulan ekibin başına getirildi. Baş mimar, göreve getirildiğinde bu planlar üzerinde zaten bir yıldır çalışıyordu. Speer’in “İnşaat Denetleyici General” unvanıyla oluşturduğu Berlin planı, Roma planlama prensiplerine dayanıyordu. Planın, Faşist İtalya’nın Roma’dan temel alan kent planlarıyla benzerliği olsa da mimarın bundan ilham alıp almadığı bilinmiyor. Yaratılan ana kuzey-güney aksı, var olan doğu-batı aksını dik açıyla bölüyordu. Kentin kuzeyde kalan bölümünde planlanan 350.000 m2’lik dev meydanın etrafında da politik önemi yüksek ve fiziksel boyutları ürkütücü olan binaların yükselmesi düşünülmüştü. Kuzeyde devasa, kubbeli bir Volkshalle, batıda Hitler’in yeni sarayı ve mahkemesi, güneyde ve doğunun bir kısmında ise Alman Silahlı Kuvvetleri’nin karargahı ve tüm bunların yanında küçük kalan Nazi öncesi Reichstag Parlamento Binası. Akslara bağlı kalarak konumlandırılan bu yapıların oluşturduğu meydan, bir milyon kişinin toplanabileceği kapasiteye sahip olacak ve tek rakibi Roma olabilecek dünyanın yeni başkenti “Germania”yı oluşturacaktı. Berlin master planından tek farkı boyutları olan diğer Alman kentleri için hazırlanan değişim planları da, Hitler tarafından 1937 yılında imzalandı.


Berlin'in Dünya Başkenti "Germania" Olması için Hazırlanan Kent Planı
Kaynak: German-architecture.info


Kamu binaları, kentlerde rastgele değil, belli amaçlara göre konumlandırılıyordu. Bu amaç da, genellikle önemli binaların kentin merkezinde olmasıydı. Hitler’in kesinliği ve düzeni hedeflediği kent planlamaları, ülkenin doğuda ele geçirdiği topraklarda da hayata geçirilecek, Nazi mimarlığı böylece bir fetih göstergesine dönüşecekti. Albert Speer de, savaşın bir uzantısı olarak görülen mimariyi, “Benim mimarlığım, gücün korkutucu bir göstergesiydi.” şeklinde tanımlıyordu.

Nazi mimar Ernst Sagebiel tarafından tasarlanan Tempelhof Uluslararası Havaalanı, bugün de dünyanın en büyükleri arasında yer alıyor. Bunun nedeni, Hitler’in büyüklükle ulaşmayı planladığı hedefler arasında, sınırsız mimarinin içinde kaybolan bireye kendisinin ne kadar önemsiz olduğunu hatırlatmanın bulunmasıydı.

Nazi mimarlığının neoklasik yorumuyla diğer modern Avrupa ülkelerindeki ve Amerika’daki neoklasik mimari anlayışı arasındaki en büyük fark, mimarinin oldukça otoriter bir devlet yönetiminin araci niteliğinde olmasıydı. Diktatör Hitler, grid kent planları, aksiyal simetri ve devlet binalarının hiyerarşik konumlandırılmasıyla mimari bir düzen oluşturmayı amaçlıyor, bu düzenle de Nazi hükümetinin arzu ettiği sosyal ve politik hakimiyeti desteklemeyi hedefliyordu.

İlk Nazi forumu olan Münih’teki Königsplatz, 1931 – 32 yıllarında Hitler ve mimar Paul Ludwig Troost tarafından planlandı. Speer’e göre Hitler Troost’un, Karl Friedrich Schinkel’den sonra var olan en büyük Alman mimar olduğunu düşünüyordu. Takipçisi Speer gibi erken klasik dönem Dor mimarisini yeniden canlandırmayı amaçlayan Troost, Königsplatz’ın bu atmosfer için ideal olduğunu düşünmüş olmalıydı. Ayrıca, tıpkı Hitler gibi Bauhaus stilini beğenmeyen mimar, 1931 yılında bu forumun en doğu ucunda simetrik bir şekilde konumlandırılmak üzere 4 parti binası da tasarladı. Dönemin yazılı belgeleri, bu forum alanının kutsal bir kült olarak ele alındığını ve “Akropolis Germainiae” adını almasının planlandığını gösteriyor. yine Troost’un tasarladığı ve yapımına öncelik verilen birbirinin eşi iki şehit tapınağı olan “Ehrentempel”, 1947 yılında yıkıldı.

Hitler, 1935 yılında şehitlerin gömülmemesi, aksine ülkenin “sonsuz koruyucuları” olarak görülebilir bir şekilde sergilenmesi gerektiği düşüncesini ortaya attı. Mimar Hermann Giesler, Weimar forumundaki Volkshalle’yi tasarlarken de, diktatör şehit mezarlarının salon girişine yerleştirilmesi ve ışıklandırılması konusunda ısrar etti. Diktatör, bu düşüncesini 1940’ta yine Giesler’e kendisi için Münih’te tasarlayacağı mozoleyi de yağmur ve güneşe maruz kalacak şekilde tasarlaması için ısrar edecek kadar sürdürdü.

Mimarlık ve dinin Nazi bakış açısıyla yorumlanmasına değinmişken, Nazi kahramanlarının Hristiyan şehitlerinin yerini alacak olmasının elbette Hristiyanlar’ı memnun etmediğini belirtmek gerekir. Planlanan hiçbir Nazi forumu içinde bir kilisenin yer almaması da, bu düşünceyi güçlendiren unsurlardan. Gerçekten de, Naziler tarafından tapınağa dönüştürülen veya başka projelere yer açmak amacıyla yıkılan katedral ve kiliselerin sayısı oldukça fazla.

Her ne kadar Hitler Roma Katolik Kilisesi’nin mistik atmosferinden ve etkileyici mimarisinden etkilendiğini sık sık dile getirmiş olsa da, Nazi binalarında mistisizme yer yoktu. Serinkanlı ve gerçekçi mizaca sahip yapılarda, bilim ön plandaydı. Dini inziva köşeleri veya tapınma odaları yerine Volk’un bir araya gelebileceği dev salonlar vardı.
İmaj Galerisi
Diktatörlük ve Mimarlık
Diktatörlük ve Mimarlık
Gündem Arşivi
Dönem için hazırlanan gündemlerin listesi aşağıdadır. Ayrıntılarına ulaşmak istediğiniz gündem başlığını listeden seçiniz.