Köşe Yazısı

“The City of Tomorrow” (“GeleceÄŸin Kenti ve Planlaması”)

Yazan: Kaya Arıkoğlu Tarih: 21 Şubat 2005

“Seyahatim tamamlandı, ama daha hiç bir ÅŸey söyleyemedim. Türklerin yaÅŸantıları hakkında tek bir kelime sarf edemedim - tek bir kelime! Kitapla bile anlatmam zor olurdu. Yedi haftalık seyahatim yetersizdi. Dolayısıyla, bu konu üzerinde fazla konuÅŸmak istemedim. SöyleyeceÄŸim her cümle yüzlercesini eksik bırakırdı. YaÅŸantısını anlamadan İstanbul’u tarif etmek ruhuna aykırı olurdu. Size İstanbul’un yaÅŸamı ve varlığı arasındaki uyumu izah edebilseydim, çaÄŸdaÅŸ zamanın acımasız ÅŸartlarıyla, bu kentin yok olacağının kaçınılmazlığını anlardınız. Ziyaretimde İstanbul’un gün batışına ÅŸahit oldum.”
Le Corbusier “Journey to the East” sayfa. 160

Yukarıda “DoÄŸuya Seyahat” kitabından alıntı yaptığım Le Corbusier bugün İstanbul’u gezseydi ne düÅŸünürdü? “The City of Tomorrow and It’s Planning” (“GeleceÄŸin Kenti ve Planlanması”) tezlerinin dolaylı etkisiyle İstanbul’un bu kadar mahvolacağını tahmin edebilir miydi? Paris’in merkezini radikal ÅŸekilde revize etmek isteyen Corb, Atatürk’e yazdığı mektupta İstanbul’a olan hayranlığını dile getirmiÅŸ ve kentin bütünüyle korunmasını önermiÅŸti.

Bugün, Batı artık çoktan “geleceÄŸin kenti”ni, (MEGAPOLİS)si, inÅŸa etmekten vazgeçmiÅŸ. Biz, Corb’un yarım asır önceki planlama formülleriyle yeni projeler geliÅŸtirmeye ısrarla devam ediyoruz. İstanbul’a ve diÄŸer geleneksel kentlerimize, sil baÅŸtan, yeni imaj vermek amacıyla BÜYÜÜK projeleri SÜÜPER tasarımlarla, uzun vadeli borçlarla finanse etmeye çabalıyoruz. TrafiÄŸin daha HIIZLI ve daha AKICI olması için denizi doldurup otoyollar yapıyoruz. Sürekli daha YÜKSEK yapılarla daha YOÄžUN bir kent merkezi yaratma sevdası içindeyiz. Üstelik bu projeleri ÇAÄžDAÅž KENT yaratmanın kaçınılmaz “olmazsa olmaz”ları olarak kabul ediyoruz.

Peki ama yaratmak istediÄŸimiz bu çaÄŸdaÅŸ kentin yaÅŸam kalitesini tarif edebiliyor muyuz? Neyi yaratırken neleri kayıp ettiÄŸimizin farkında mıyız?

“EÄŸer New York’u İstanbul ile kıyaslayacak olursak, birisinin felaket, diÄŸerinin ise bir yeryüzü cenneti olduÄŸunu söyleyebiliriz”
Le Corbusier’in “Urbanisme” kitabının 1971 derlemesinin 5. bölümünden.

Artık kabul edilmeli ki, biz çok kısa bir süre içinde yaÅŸadığımız “cenneti” bir “cehenneme” çevirmiÅŸiz ve tereddütsüz, azimli adımlarla bu yola devam ediyoruz. Aslında, büyük kentlerimizi mahveden “hızlı göç” veya “taÅŸralıların istilası” deÄŸil. Kamusal alanları istila eden alçak katlı gecekondular kentlerimizin insani ölçeÄŸini bozmuÅŸ olamazlar. Plansız, imarsız, ruhsatsız ve iskansız gecekondular, kentlerimizi çarpıklaÅŸtırdı, kabul; ama biz yanlış kentleÅŸmeyi PLANLI ve PROGRAMLI bir ÅŸekilde uyguladık. Yüksek eÄŸitimli, görgülü akademisyen planlamacıların yanlış vizyonlarıyla, finans gücü olan elit yöneticilerin teÅŸvikleriyle, ve mimarlarımızı projeleriyle kentlerimizi mahvettik.

“Mimarca” tasarlanan ve uygulanan her büyük ölçekli proje kentlerimizin mevcut dokusuna zarar vermeye devam ediyor. Konut ve ticari alanların yüksek yapılarla yoÄŸunlaÅŸması ve yeni yatırımların kent dışına kayması mevcut kent merkezini ekonomik açıdan tehdit ediyor. Ekonomik temelini kaybeden kent merkezi yeni eÄŸlence ve turizm projeleriyle pompalansa bile kaybedilen samimi geleneksel kent yaÅŸamı tekrar canlanamıyor. Kenti tekrar canlandırma (kentsel dönüÅŸüm) projeleri mevcut kent dokusundan ve ölçeÄŸinden soyutlandıkları için sınırlı ve sanal bir ortam yaratıyorlar. Yurtdışında 60’lar da uygulanan “urban renewal” dönüÅŸüm projelerinin baÅŸarısızlığı bizim için uyarıcı olmalı.

Biz mimarlar bahsettiÄŸim tahribata sadece seyirci kalmıyoruz. Kent ölçeÄŸinin bozulmasını onaylıyor ve yanlış kentleÅŸme sürecinin önemli bir lokomotifi oluyoruz. Projelerimizde kendi yapılarımızın ön planda olmasını istiyoruz. Bireysel mimari eser yaratma hırsıyla kentin dokusunu tamir etme ve kent mekanı tanımlama fırsatlarını göz ardı ediyoruz. Ama aslında en büyük yanlışımız kentlerimizde halen direnmeye devam eden ve mevcut var olan yaÅŸam kalitesinin mimari potansiyelinden faydalanmıyoruz.

BahsettiÄŸim yanlış kentleÅŸme, planlamanın çok büyük ölçekte olmasıyla baÅŸlıyor. Planlama, kenti bir MEGAKENT ve bir BÜYÜK PROBLEM olarak algılıyor. Böylece kentin fiziksel problemlerine odaklanan planlama, insan ve yaÅŸam kalitesi ölçeÄŸi dışında kalarak, gereken toplumsal eleÅŸtiriden kendini soyutluyor. Ulaşım ve altyapı problemlerini önemseyen planlama sadece teknik ve bilimsel metotlarla tepeden inme kararlar alıyor. BaÅŸka bir deyiÅŸle, planlama tasarlanmamış, test edilmemiÅŸ ve toplumun onayını almamış kararları yasalaÅŸtırıyor ve uyguluyor. Bu uygulamaya usulsüzlükler de eklenince her türlü kaliteden yoksun bir kent karmaÅŸası ortaya çıkıyor. Ortak bir kent vizyonunu paylaÅŸmayan toplum yolsuzluÄŸa ve yanlış kararlara karşı gereken tepkiyi veremiyor. Sosyal ilimler kökenli ve “hedef” yerine “süreci” önemseyen planlama, yasalarla yapılaÅŸmayı yönlendirirken yaÅŸamının kendiliÄŸinden kaliteli olabileceÄŸini savunuyor. Planlama imar yasalarıyla “olmazları” engellerken aslında arzu edilen “olması gerekeni” imkansız kılıyor. Tabiatıyla, planlama kentin formunu büyük ölçekte biçimlendirirken makro ölçekte estetik kaygıları göz ardı ediyor. Neticede estetik kaygısız planlanan kentin sadece mimari ve peyzaj ölçeÄŸinde nitelikli kazanması imkansızlaşıyor. Halbuki, arzu edilen, doÄŸru kentleÅŸme küçük ölçekte, yaÅŸam kalitesi önemsenerek, tasarlanmalı. Tasarım eleÅŸtirildikten sonra ortak görsel vizyon olarak benimsenmeli ve sonra planlanarak uygulanmalıdır. Mimari, kentsel tasarım, planlamanın dışında deÄŸil merkezinde oluÅŸmalıdır.

Bir asır evvel ziyaretinde Le Corbusier kentlerimizde ki yaÅŸam kalitesine hayran kalmış. Sanırım o kendi planlama tezlerinin bizde bu kadar sorgusuz uygulanmasını istemezdi. Uygulanan bütün bu yanlışlar dışında kentlerimizde bazı yaÅŸam belirtileri devam ediyor.

Türk insanı, belediyeden beklemeden çevresine aÄŸaç dikiyor.

Kent sokaklarımız, çevre esnafının ve seyyar satıcıların sahiplenmesiyle canlanıyor. Kentlimiz tanımlı mahallelerde yakın komÅŸuluk iliÅŸkileriyle yaÅŸamayı tercih ediyor. Bu toplumsal sahiplenmeye burun kaldırma, onunla “çarpık kentleÅŸme ” diyerek mücadele etme yerine, bunu bir avantaj olarak görmemiz mümkün. Bizim mevcut kent yaÅŸam tarzımıza mimarimizle kalite kazandırmak asıl amacımız olmalı. Batı, sanal olarak kentlerini canlandırma amaçlı deÄŸiÅŸik teÅŸvikler yaratırken bizim doÄŸamızda yaÅŸadığımız mekanı canlandırma arzusu var.

Günümüzün nitelikli Türk mimarisi, kent tasarımından kendini soyutlamış görünüyor. Konkurlarda kentsel tasarım projeleri sadece yapı tasarlamakla ve peyzaj düzenlemekle yetiniyor. Genelde mimarlarımız ileri yapı teknolojisi kullanmayı ve anıtsal mimari tasarlamayı önemserken, küçük ölçekte kentsel doku üretmeyi benimsemiyor. Kentsel tasarım projesi, büyük ölçekte mimari (bireysel yapılar gurubu) üretme anlamına geliyor. Halbuki, mevcut yaÅŸamımıza daha uygun bir ölçekte kentlerimizi daha küçük birimler olarak inÅŸa etmek mümkün. Kentlerimizin tekrar tanımlı biçimde mahalle, sokak ve semt olarak geliÅŸmesine imkan vermeliyiz.

Daha insani ve daha kaliteli kentler yaratabilen çaÄŸdaÅŸ bir Türk mimarisi dünyaya çok yeni ÅŸeyler söyleyebilir ve öÄŸretebilir.

Not: EklediÄŸim karikatür Corbusier’in eskizlerinin montajıyla yapılmıştır. Karikatür, İstanbul çınarı altında “GeleceÄŸin Kenti”ni hayal etmenin, mimari zaafını simgeliyor.

Konuyla İlgili LinklerYazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
MesleÄŸiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: büyük harf "U", küçük harf "a", küçük harf "d", sayý altý, küçük harf "a", sayý beþ

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız