Utarit İzgi, 1994 Ocak-Şubat, Sayfa 106
Mimarlık, insan ve toplum yaşamı ile ilgili işlevlerin gerçekleşeceği yeni bir çevreyi nıekansal olarak inşa etme, organize etme ve düzenleme sanatıdır.
Somut ve soyut değerlerin birarada ve denge içinde bulunduğu mekan kurgusu: Topluma ve onun bireyi insana yönelme açısından bilimsel ağırlığı olan / Yapısal strüktür yönünden teknik ve mühendisliğe dayanan / Kitle ve espas olgusu bakımından sanatsal etkinliği amaçlayan / çok özel, çok karmaşık bir sentez olayıdır. Mimarlık, diğer sanat kollarıyla kıyaslandığında çok farklı yönleri bulunmakla beraber özünde ayuı kapsamda bir sanat etkinliğidir. Mimarlıkta her devir o zaman dilimi içinde geçerli olan sosyal yapının, düşünce akımmın, üretim teknolojisinin sonuçlannın sergilendiği bir evredir.
Aşılan, geride kalan her devir değerlerini kendi içinde saklı tutar. Bu değerler geleceğe ulaştırılmak üzere korunması gereken kültür nıirasıdır, uygarlığın temel taşlarıdır.
Ancak yeni ulaşılan, içinde yaşanılan çağda geride kalan çağın ürünü olan sanat yapıtının, bütünü, bir bölümü, bir öğesi yeniden gerçekleştirilemez, süreç tümüyle değiştiğinden olanaksızdır. Geçmiş yeniden yaşanamaz ve içindeki sanat yapıtının yeniden elde edilme çabası ancak onun taklidini doğurur.
Mimarlık en geniş anlamda doğa içinden bir parçanın seçilip sınırlandırılıp, bir örtü altına alınarak ayrılmasıdır; özünde bir boşluk, bir iç mekan yaratarak, onu amaçlanan işlevleri karşılayacak nitelikte düzenlemek ve denetlemektir. Kurulan iç mekanı dış çevreden ayıran sınırın dışı, yüzeysel (yapının cepheleri) ve hacimsel (yapım kitlesi) olarak dış mekanın, kentsel mekanın kurgusunu oluşturur.
Kentte yaşayan herkes, sahip olduğu, içinde oturduğu, kullandığı binasının iç mekanını gönlünce düzenleme, donatma, bezeme özgürlüğüne sahiptir. Ancak sahibi bulunduğu bina kentin bir alanını kapladığından, onun mekanını kullandığından, kentsel kurgunun bir öğesidir.
Herkes bu kurguda pay sahibidir, az veya çok bilinçli veya bilinçsiz olarak onun etkisinde kalır. Yaşadığı kentin değerlerinin korunmasında, yenilenmesinde, gelişmesinde herkesin söz hakkı, yükümliilüğü ve sorumluluğu vardır. Mimarın da, bu kavram doğrultusunda, tasarım evresinde, yapıyı kentsel dokunun bir öğesi olarak ele alması, mekan-kitle ilişkilerini mimarlık sanatının bütünlüğii içinde, birbirini tamamlayan aynlmazlık ilkesi uyannca kurması ve gerçekleştirmesi gereklidir.
Mimarlık yapıtının meydana gelme sürecinde, meslek adamı olarak mimar görevi tiim yükümlülükleri ve sorumlulukları ile birlikte üstlenir. Ancak, sadece mimarın yeteneği, çabası, emeği ve gücü ile bir mimarlık yapıtının gerçekleştirilmesi olanaksızdır, geniş kapsamlı ve katılımcı destekler olmaksızın bu amaca ulaşılamaz.
İşveren, çevrede yaşayanlar, yapı emekçileri yapıda yer alan tüm ürünler, üretim teknolojisi, yatırım olanakları, gelenekler, yasal haklar ve dayanaklar bu karmaşık düzenin birbirini tamamlayan ayrılmaz parçalarıdır.
Utarit İzgi
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!





