
İsviçre Monte Generoso, Fotoğraf: Markus Wiesmann
İsviçre’nin Ticino Bölgesi, geçen bir kaç on yıllık senede büyük miktarda değişikliğe uğradı. Bölgedeki değişiklik özellikle geceleri apaçık hissediliyor. “Işıkların yeni denizi” olarak adlandırılan alan, Ticinese Üniversitesi’ndeki uluslararası araştırma ekibi tarafından da ele alınıyor. “Fiat Lux” projesi; geceleri ışık saçan alanlara tarihsel bakış açısı, bu alanlardaki sosyolojik etkenler, alanların uzaktan mekanı algılayan sistemlerle tanımı ve yine bu alanlar için mimarlar tarafından tasarlanan yollarla ilgili. Son yıllarda gece aydınlatmalarının arttığı gerçeği bilinmekte. Projenin tarihle ilgili çalışmaları arazisindeki varolan koşulları belirleme ve bu verileri sayılara dökme şeklinde gerçekleştiriliyor.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra aydınlatmanın gelişmesi yavaş yavaş ve sinsice oldu. Fakat bu gelişmenin ivme kazandığı dönemler de oldu. Özellikle 1970’li yıllar, vadilerdeki köy kiliselerinin ışıklandırılarak arazilerin geceleri büyük ve kutsal birer araziye dönüştüğü yıllardı.

Avrupa'daki 1992 ve 2000 yılları arasındaki aydınlatma farkı
Sosyolojik araştırmalarda, aydınlatmanın bu sinsi artışının yerel sakinler arasında önemsenmeyen direnişi ayaklandırdığı ve bunun “gelişme”, “refah” ve “modernlik” tanımlarıyla da ilişkilendirildiği görüldü. Bununla birlikte insanların bir çoğu değişimin hafızalarındaki gerçek algısını da sorguladı. Tarihçi ve sosyologlar Ticino’da çalışmalarını devam ettirmek için projeyle bağlantı kurdular. Uzaktan algılama bilimi geniş bir alana aşırı yüksekten bakar. Modern uydunun yardımıyla ve fotoğraf teknolojisiyle, bilim adamları binaların üstten görünüşünü elde ederler. Örneğin 1992 ve 2000 yılları arasında kıtanın aydınlatılmış yüzeyi neredeyse ikiye katlandı. Elde edilen uydu resimleri aynı zamanda yüksek dağlara kurulmuş bölgelerdeki aydınlatma seviyesindeki belirgin artışı da gösteriyor.
Proje grubunun bir üyesi olan İsviçreli mimar Peter Zumthor, gece ve gündüz aydınlatmasına karşı tutumu tanımlayan
araştırma yazıları yazıyor. “İnsan yaşamak için ne kadar ışığa ve karanlığa ihtiyaç duyar?” Binalar dışında yapılan mimarlık aktivitesi için bu soru oldukça önemli.
Zumthor’un, modern aydınlatma tasarımının pürüzsüz formuyla ilgili de kuşkuları var. Zumthor, aydınlatma tasarımının, yüzeylerin, otantikliğin ve sanatın sorusu olup olmadığını soruyor. Zumthor; “Eğer bu çeşit bir ışıklandırmayla ilgili düşünmeye çalışsaydım bizim kendi kendimize, geceyi eleme girişimi gibi değil de gecenin vurgusu gibi olan, ayrıntılı olan, insan yapımı yeni yerler yaratmayı düşünürdüm. Sonra onlar güzel olurlar ve kendi sihirlerini geliştirebilirler. ‘Güneşin batışıyla doğuşu arasında hangi ışıkları açmak istiyoruz? Evlerimizde neyi aydınlatmak istiyoruz? Nasıl ve ne kadar süre?’ gibi sorular sorardım” diyor.
* Fiat Lux: Işık Olsun





