Hükümetin kamusal politikalarla ya da şehir planlaması ile uyumlu konutlandırma politikaları formüle etmemesi Latin Amerika şehirlerindeki popülasyonun sosyal ve mekansal ayrımıyla sonuçlanmıştır.
Latin Amerikalı kamu otoriteleri tarafından üstlenilmiş konut politikalarının başlıca karakteristiklerinden biri, konut talebi için elverişli olmalarına rağmen, sektörel ve izole edilmiş olmaları ayrıca altyapı, ulaşım ve çevre konusunda diğer kamu politikaları ile uyumlu olarak oluşturulmamalarıdır.
Belki de en önemlisi, konut politikalarının, resmi olmayan düzenleme politikaları ve şehir planlamaları ile uyum içinde geliştirilmemiş olmasıdır. Bu durum, düşük gelirli nüfusu yerinden ederek elverişsiz alanlara yerleşmeye itmiş, bölgedeki şehirler arasında zengin fakir ayrımı yaratmış, sonuç olarak sosyal ya da gelire dayalı bir ayrım sürecine katkıda bulunmuş ve daha başlangıç aşamasında olsa bile, tehlikeli ve bozuk bir döngü yaratmıştır. Latin Amerika geleneğine gore benimsenen düşüncede şehir planlama yalnızca bir arazi parçasının düzenlenmesi anlamına gelir ve kent ve çevresel düzenlemenin arazi ve emlak fiyatlarında ciddi bir darbe olabilecegi hesaba katılmaz Bu durumdan gayrimenkul sektörü oldukca cok etkilenir.
Böylece, arsaya ve konutlara erişim gibi sosyo-ekonomik gerçekleri dikkate almadan, özel mülkiyetin yapısına pek müdahale etmeden ve kamu donanımı ve servislerinin istikrarsız dağılımını sorgulamadan, şehir planlamasıyapmak gayrimenkul piyasasında fiyatların artmasına neden olmuş, buna ek olarak fiyatların ileride de yükselmesine önayak olmuştur. Bu, kullanılmayan araziye, yalnızca yarısı kullanılan binalara ve kalitesizleşen merkez alanlara bakılarak kolaylıkla doğrulanabilir.
Bu bağlamda, kamu servisleri ve altyapı alanları ile araziye erişmek kesin bir şekilde engellenmiş durumdadır, özel sektörde sosyal konut üretimini canlandırmak söz konusu değildir. Kent yapısındaki şu sonuçlar kolaylıkla teşhis edilebilir: büyüyen bir popülasyon yüzdesi, sadece kamusal alanları, doğal rezervleri ya da şehir dışındaki alanları işgal ederek kentsel ve konut alanına erişim sağlayabilir, kamu sektörlerindeki sosyal konut uygulaması sadece toprağın ucuz olduğu çevreye ait alanlarda gerçekleştirilebilir.
İroniktir ki, fiyat formasyonunu belirlemiş olan yine aynı kamu gücüdür-şehir planlama politikaları aracılığıyla-konut pazarının ayrımcı mantığında esir olmuştur; yine aynı kamusal güç konut kooperatiflerine ve diğer toplum organizasyonu uygulamalarına başvurur. Lojman inşaat projeleri politikaları (Şili, Güney Afrika ya da Fransa'daki gibi) çevresel alanlarda kamusal herhangi bir servis alanı ya da altyapı olmaksızın sosyal konut oluşturulmasından dolayı mekansal ayrımcılığını artırdıgı için sorgulanmakla birlikte, böylelikle ikamet edenlerin yüksek maliyetleri üstlenmelerini ve işe giderken uzun yollar katetmelerini gerektirir, bunun yanısıra sosyal kopukluğa neden olurlar.
Bu tarihi felaket, kayda değer sayıda ve ücretteki küçük ölçekli konutların inşasından ve yeniden planlanmış arazi parçaları önerisinden çok daha fazlasını içerir. Herşeyden öte, konut politikaları ve şehir planlama arasındaki uygun koordinasyon, alan ve konutya erişimi demokratikleştirmek içindir. Tabi ki, resmi olmayan yerleşimlerin kullanım süresini düzenlemek konut hakkını pratik olarak gerçekleştirmeye doğru atılmış oldukça önemli bir adımdır. Resmi olmayan yerleşimlerin düzenlemesinin yüksek derecede sosyal, çevresel, ekonomik ve yasal bedellerine rağmen, tek başına düzenleme, arazi erişiminde ve şehirlerdeki konutta esas politika olamaz.
Kaynak: COHRE, Urban planning and Credits and Support the Right to Housing - On the Importance of Urban Planning in Defense of this Right, By Edésio Fernandes
Konut Politikaları





