|
Fıratlılar...
Önce kahramanlarımızın adlarını analım:
Nalan Barbarosoğlu, İnan Çetin, Müge İplikçi, Karin Karakaşlı, Cemil
Kavukçu, Sema Kaygusuz, Leyla Ruhan Okyay, Almıla Özdek, Suzan Samancı, Akın
Sevinç, Murat Sohtorik, Deniz Spatar, Nemika Tuğcu, Saliha Yadigâr, Hürriyet
Yaşar ...
Her biri yazın dünyamızın özverili kalemlerinden olan bu yazarlarımız,
Birecik Barajı 'nın suyu tutmasıyla başlayan o unutulmaz ''Zeugma'' paniğinde
yollara düştüler...
Ne var ki gittikleri yer, herkesin gittiği yer olmadığı gibi, amaçları
da yine herkes gibi antik kentin ''kurtarılması'' kampanyasına ''inceleme
gezisi'' yaparak katılmak değildi...
Hele bu ''şaşırtıcı'' düzeyde ilgi gösterilen ve Türkiye'de o güne
dek görülmemiş bir ''medyatik'' katılımla tam bir profesyonel ''gösteriye''
dönüşen sahnede boy göstermek niyetinde hiç değillerdi...
'Gözden ırak' boğulanlar
Onlar, aynı günlerde sadece Zeugma'yla ilgilenmekle yetinmeyip Birecik Barajı'nın
suyunu tuttuğu Fırat Vadisi'ndeki ''diğer'' yerleşmelerin ''gözden ırak''
boğulmaları karşısında da bir şeyler yapılabilmesi için, nehir boyunda
''aynı sonu'' bekleyen ''Fıratlılar'' ın hüznünü paylaşan arkeolog Nezih
Başgelen 'in gözlemlerinden de çok etkilenmişlerdi...
Bir şeyler yapabilme özleminde ellerinden gelebilecek tek ve en iyi
bildikleri ise bu ''sessiz ve çaresiz'' hüznün tanıklığını ''öykülere''
yansıtmaktı...
Böylece, en gösterişli ve lüks baskılı yayınlar sadece Zeugma için sıralanırken
antik kentin ''yaşayan'' komşularındaki kimsenin farkında bile olmadığı
''insan gerçeğinin'' , hiç olmazsa yazın yoluyla gelecek kuşaklara da aktarılmasını
sağlayacaklardı...
Ve o insanların, yani ''Fıratlılar'' ın, şöyle insanca vedalaşmalarına
bile fırsat tanınmadan evlerinden, köylerinden ve Fırat'tan ayrılmalarıyla
yaşanan ''anılar'' da işte bu ''öykülerde'' saklanmış olacaktı...
Üstelik, sadece okunarak anımsanmaları için değil, anımsanarak ''ders''
alınması ve bir daha böylesi anıların yaşanmaması yönünde yine gelecek
kuşakların ''bilincine'' bugünün duygularının da taşınabilmesi için...
'Son konukları' oldular
İşte bu tarihe tanıklık edecek anıları, ancak aynı günlerde Fıratlılarla
birlikte olarak ve yükselen suları onlarla birlikte karşılayıp bereketli
topraklardan ve ata-ana yurtlarından yine onlarla birlikte vedalaşıp ayrılarak
kalıcı ve gerçekçi öykülere yansıtabileceklerine karar veren kahramanlarımız,
herkesin kendisini Zeugma'da gösterdiği dönemde sessizce ''komşu köylere''
giderek, onurlarıyla baş başa kalan çaresiz insanların ''son konukları''
oldular...
Halfeti ve aynı yazgıyı paylaşan diğer Fırat kıyısı yerleşmelerindeki
''sudan kurtarılabilen'' sevdaları, umutları ve yalnızlıkla sarmalanan
dostlukları öykülerine taşıyarak onlara, bizlere ve belki de bütün bu
ilkelliklere şaşıp kalacak yarının tarihçilerine armağan ettiler...
Karanlığın elektriği
Tan Oral 'ın da çizgileriyle birikimlerini kattığı ''Fırat'a Karışan Öyküler''
i Birecik Barajı'ndan elde edilen elektrik ışığında okumak acaba nasıl
bir duygu verir, bilemem...
Ancak, şunu biliyorum ki Nezih Başgelen bu kitabı ''Arkeoloji ve Sanat Yayınları''
ndan bize kazandırmakla böylesi bir duyarsız ışığın aslında ne denli
''karanlık'' olduğunu da göstermiş oldu...
Çünkü, arkeoloji de insa nın eseri, sanat da...
Peki, her ikisiyle birlikte insanı da gözden çıkaran ve Fırat'ın çağlar
boyunca beslediği bu en bereketli yaşamı bile ''karartan'' şu baraj acaba
"kimin" eseri olarak tarihe geçecek dersiniz?..
Cumhuriyet - Oktay Ekinci
|