Haberler

Neden Bizden Daha Yeşiller?

Tarih: 17 Temmuz 2007 Kaynak: New York Times Yazan: Nicolai Ouroussoff Çeviren: Aslı Canbal Özdemir, Derya Karadağ

Ses ve Görüntü Enstitütüsü, Hollanda - Neutelings and Riedijk
Fotoğraflar: Wijnanda Deroo


Merkez ofisi Almanya Dessau’da bulunan Federal Çevre Ajansı, terkedilmiş havagazı fabrikalarının kıyısında az katlı – yatay bir binada çalışmalarına devam ediyor. Savaş yıllarında mühimmat üretim merkezi konumundaki Dessau, müttefiklerin bombalarıyla görünür biçimde zarar gördü. Bu sebeple hem acenta binası hem de bulunduğu yer ekolojik açıdan duyarlı, yeni bir Avrupa’yı şekillendirmeliydi denilebilir.

Berlin kökenli genç firma Sauerbruch Hutton tarafından tasarlanan bina için dünyadaki en verimli örneklerden biri olacağı söylendi, ancak sürdürülebilirlik iddiasını kendi içerisinde gerçekleştiremedi. Dört katlı bina, zemin altı borularından oluşan bir sistem tarafından ısıtılıp soğutulan, haddinden büyük bir iç avlu etrafında dönüyor. Cam çatıdaki menfezler sıcak havanın kaçmasına sebep oluyor ve zaman zaman avlunun bahçelerinden bir esinti geçip gidiyor. Yatay kıvrımlı ahşap yapı, şeker renklerinde, yeşil, kırmızı ve mavi tonlarda emaye cam panellerle kaplı. Sonuçta desenin çevreye dikkatle uydurulduğu görülüyor; yeşil yakındaki parkı, kırmızı endüstriyel bir barakanın tuğla fasadının cephesini ve mavi gökyüzünü yansıtıyor.

On yıldan fazla devam eden sıkı tüzükten sonra, Avrupa yeşil mimarlığı gündelik bir gerçek haline getirdi. Almanya ve özellikle Hollanda’da yeni kuşak mimarlar sürdürülebilir tasarımın tanımını güneş panelleri ve çim çatıların ötesine taşıdı. Matthias Sauerbruch’un açıkladığı gibi “1970’lerde gördüğünüz güneş panelli ve geri dönüşüm malzemeli çevre dostu projeler çok fazla kendine dönüktü. Biz bunu Birkenstock mimarlığı olarak isimlendiriyoruz. Şimdi daha fazla bunu yapmaya ihtiyacımız yok. Basit teknoloji tamamıyla kabul edildi.”

Amerika’da mimarlar eşit derecede güvenle aynı iddiada bulunamıyorlar. “Yeşil” konular üzerindeki yoğun medya ilgisine rağmen federal hükümet binalar için verimlilik standartlarını henüz açıklama durumunda. Henüz, bazı değerlendirmelere göre, binalar neredeyse endüstri ve ulaşımın toplamı kadar fazla enerji harcıyor ve Amerika’daki ortalama bir bina Almanya’daki bir benzerinden kabaca üç kat daha fazla enerji kullanıyor.

Amerikalılar her zaman bu kadar geride kalmıyor; ünlü mimarlarımızın çoğunun yeşil eserleri bulunuyor. Frank Lloyd Wright, Rudolf Schindler ve Richard Neutra, iç mekan ve dış mekan, insan ve doğa arasında daha akışkan bir ilişki yaratmak için çabalamışlardı. Soğuk savaşın yükseldiği yıllarda, Buckminster Fuller gibi mimar - mühendisler, Amerikan askeri – endüstriyel kompleksinin geniş kaynaklarını ekolojik açıdan daha dengeli bir dünya yaratmakta kullanmayı planlamışlardı. Fuller’in bir gün bütün insanlığı barındıracağını umut ettiği jeodezik kubbeleri ucuz ve hafifti, üstelik olağanüstü hava koşullarını kaldırabiliyordu. Oluşturulmaları saatler içinde mümkün oluyordu. 1960’ların sonlarında ve 1970’lerde D.I.Y. etiği ve kara dışında yaşama becerisi ile “Bütün Dünya Kataloğu”, bütün bir kuşağı parmaklıkları düşürmek konusunda cesaretlendirdi.

1980’lerden itibaren yeşil rüya bir şekilde soldu. Sürdürülebilir tasarıma yatırım yapmakta çok az bir finansal yarar gören şirket ve kamusal müşterilerle karşılaşan Amerikalı mimarlar, çoğunlukla ekolojik soruları göz ardı ettiler. Küçük ölçekli projelere yoğunlaşma eğilimi olmayan pek azı yerel nüfusa hizmet edebildi: Arizona’da kerpiç yapı veya Alabama’daki geri dönüştürülmüş malzemeden yapılmış kırsal barakalar.

Tam aksine, Avrupa Birliği ve ulusal hükümetlerin bina planlaması ve düzenlemelerinde daha büyük rol aldığı Avrupa’da sürdürebilir mimarlığı geliştirme çabası hız kazandı. 1990’ların ortalarında Avrupa’daki tüm yeni inşaatlar enerji tüketimi konusunda temel gereklilikleri karşılamak durumundaydı ve pekçok Avrupalı mimar sürdürebilirliği işlerinde merkezi tema yapmaya başladılar. Bu, 1997’de Frankfurt’taki Commerzbank’ı açık hava bahçeleri serpiştirilmiş yüksek teknolojili bir çelik kule olarak tasarlayan Norman Foster gibi tanınmış mimarlar için de geçerliydi. Ancak mesleki deneyimleri yeni başlamış ve sürdürülebilirliği temel bir ahlaki sorumluluk olarak gören daha genç Avrupalı mimarlar için daha çok doğruydu.

Bu ekolojik açıdan uyumlu yeni kuşağın ilk projelerinden bazıları ancak bir masalda rastlanabilecek gariplikte kaliteleri vardı. Sarah Wigglesworth ve Jeremy Till evi, tepesine yabani çileklerin yeşillikleri kondurulmuş kum torbaları ve saman balyalarının yığılmasından meydana geliyordu. Bir düşsel proje olan MVRDV’nin Pig City’si gür bitki örtülü havada asılı gibi duran bahçelerin serpiştirildiği çok büyük beton kuleler gridi şeklinde tasarlanmıştı. Hollanda’daki Utrecht Üniversitesi de aynı şekilde acayip Minneart Binası, Willem Jan Neutelings ve Michiel Riedijk’ın Hollandalı şirketleri tarafından tasarlanmış ve 1997’de tamamlanmıştı. Üzeri sprey beton olan kartonumsu cephesi binanın ismini oluşturan büyük metal harflerle desteklenmişti. Mağaramsı ana salonun içinde herbirinin ayrı iklimlendirmesi olan manastır hücrelerine benzeyen küçük nişler kalın duvarlara gömülmüştü. Neutelings bir zamanlar evleri ısıtmakta kullanılan mangallardan esinlendiğini söylüyordu. Yağmur sularını büyük bir havuzda toplayan dev borular çatıya saplanıp çıkıyordu; yazın borulardan çatıya süzülen su binayı serinletiyordu.


Gemicilik ve Ulaştırma Koleji, Rotterdam

Neutelings 1997’deki açılışından sonraki ilk ziyaretinde “Karanlıkla ilgili çok deneyimimiz oldu” dedi. “Tamamen şeffaflık fikrinden daha çok aydınlık ve karanlık arasındaki zıtlık fikriyle ilgileniyorduk ve daha sağlıklı bir çalışma ortamı olan bir binanın içinde birden çok iklim olabilir fikrinin üzerinde oynadık.”

Bu projeyi takip eden bir başkasında, Apeldoorn’daki hükümete ait vergi dairesinin yer altına gömülmüş tek katı yansıtıcı bir havuzla kaplanmıştı. Çevredeki kum ve kil karışımı toprak kışın ısıyı tutuyor ve yazın binayı soğutuyordu. Havuz ısı fazlasını emerek vergi dairesinin iç ısısını kullanışlı bir şekilde düzenliyor ve aynı zamanda güvenlik bariyeri oluşturuyordu.

Neutelings mizah ve iğrenme karışımıyla “Kompleksi yüksek duvarlarla ve tel örgülerle çevrelemeyi önerdiler” dedi. “Güvenlik takıntıları vardı. Bu yüzden yansıtıcı havuz devasa bir hendek görevi üstlendi.”

Neutelings bugün ancak çok az mimarın Apeldoorn’daki gibi bir bina tasarlayacağını söylüyor, sadece sürdürülebilirlik yaratıcılığının çıkmaza girmesinden değil, aynı zamanda bir binanın çevre duyarlı olması için “yeşil” görünmesi gerekmediğinden. Neutelings’in ortağı Michiel Riedijk “1990’ların ortalarında müşteriler bu tür stratejiler hakkında hala çok şüpheciydi. Şimdi tartışma bitti – artık sürdürülebilirliğin ömemli olduğunu kanıtlamaya gerek yok. Teknolojik açıdan daha avantajlıyız. Dolayısıyla bunu nasıl anlattığımız konusunda daha rahatız.”

Bu yeni yaklaşımın en heyacanlı örnekleri daha çok Avrupa’nın endüstriyel alanlarında görülüyor. Pek çoğu akıllı konutlar için alanlara dönüşecek Rotterdam’ın terkedilmiş rıhtımlarında, Neutelings gururla kentin delillerini çevre israfının temelleri olarak işaret ediyor: ”İngiltere’nin endüstriyel hava kirliliğinin çoğu buraya kuzey rüzgarlarıyla taşınıyor”. Tarihte Almanya’nın endüstriyel atığı Ren Nehri''ne dökülerek Rotterdam körfezinde birikiyordu. “Biz Avrupa’nın kirliliğinin ana toplanma noktasıyız, çöplüğüyüz” diyor gülümseyerek.

Pek çok çağdaşı gibi Neuteligs buradaki peyzajı çirkin bulmuyor. Cesur endüstriyel formların yaratılması ve sürdürülebilir çevrenin varlığını da mutlaka çelişkili durumlardır diye görmüyor. Neutelings and Riedijk’in yaşlı endüstriyel bir rıhtımında yükselen, yeni tamamlanan Gemicilik ve Ulaştırma Koleji, mükemmel bir biçimde evinde gibi görünüyor. Binanın çıkma tepesi devasa bir periskopu çağrıştırıyor; oluklu metal derisi hala limanda dağınık vaziyette duran konteyner yığınlarını akla getiriyor. İçeride yürüyen merdivenler enerji tasarrufu yapmak için yavaş çalışırken, kalın, ağır duvarlar sıcak ve soğuğu tutuyor.


Mercedes – Benz Müzesi, Stuttgart

UNStudio’nun Stuttgart’taki Mercedes – Benz Müzesi de endüstrinin gölgesinde yükseliyor. Şirketin yönetim ofislerine ve test sürüşü yoluna göz atılınca, spiral alümünyum-giydirme cephesi hız için inşa edilmiş gibi görünüyor. İçeride, dışarıdaki yükseltilmiş ekspres yolu yansıtan sarmal rampalar bir kattan diğerine yöneliyor. Müze yeşil mimarlığın ne kadar değiştiğinin bir vasiyetnamesi: kuleleşen merkezi avlusu hem bir zorunlu mimarlık turu hem de sofistike bir havalandırma sistemi. Eski klima sistemlerini kullanan binaların yaptığı gibi, kullanılmış havayı geri dönüştürmek yerine, müzenin kalın betonları daha sonra avluya iletilen sıcak ve soğuk havayı depoluyor. Müzede yangın çıkması durumunda, avlunun havalandırma sistemi dumanı dışarı atmak için küçük bir fırtına yaratıyor.

Kırsal ortamda, Neutelings and Riedijk’in Hollanda Ses ve Görüntü Enstitütüsü’nün muhteşem hazır cam cephesi verimli bir ekolojik makinayı maskeliyor. Hollanda televizyon ve radyo arşivlerini tutmak için inşa edilen merkezin galerileri ve ofisleri olağanüstü hava şartlarını çift camlı panellerle izole ediyor. Arşivler yeraltı tonozlarının altına gömülmüş - çevreleyen toprak depo odaları labirentini soğutmak için kullanılıyor. Sadece enerji tasarrufu yapmak için değil aynı zamanda iki farklı ortamın deneyimlerini güçlendirmek için, bina iki iklim bölgesine ayrılıyor: mimarların cehennem olarak adlandırdıkları yeraltı tonozlarının karanlık dünyası ve yukarıdaki ışıl ışıl, aydınlık dünya.

Neutelings yapıların verimliliğinin, mekanik sistemleri ile değil hayatı boyunca kullandığı enerji ile ölçülmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bir yapının inşaat aşamasında harcanan enerji, yapı inşasından sonraki süreçte harcanan enerjiye göre çok daha fazla, bu nedenle 100 yıllık bir yapı verimliliğinden bağımsız olarak beş yıllık bir yapının harcadığı enerjiden daha azını sarf ediyor.

“Bu açıdan bakılınca Piramitler tarihteki en sürdürülebilir binalar oluyor”, diyor.

Günümüzde, Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni yapıların sürdürülebilirliğini garanti edecek bir federal yönetmelik ya da yeni mimarlık anlayışlarında ekolojik yaklaşımlara verilen bir destek yok. Kâr amacı gütmeyen bir topluluk olan “Amerika Ekolojik Bina Konseyi” tarafından yayınlanan LEED yönergesi, 10 yıllık bir geçmişi olan gönüllü bir program. Program, her ne kadar, bir grup hükümet ajansına bağlı olması yolunda uyarlanmak istense de, hala pek çok ticari ve ikamete ayrılmış yapının üzerinde etkisi var. Pek çok farklı durumda ise verimli bir yapı yapmak tamamen müşteriye bağlı.

Sürdürülebilirliğin anlamı hakkındaki dar fikirlere bu yönergeler liderlik ediyor. “Avrupa’da yönergeler, daha geniş kitlelerin organizasyon fikirlerine vesile oluyor.” diyor, Los Angeles tabanlı mimarlık ofisi Morphosis’in kurucusu Thom Mayne. “Her türlü tüketim, çalışma düzeninin organizasyonu ve kentleşme, birbirini takip ediyor ve bağlantılı. Burada tüm odak noktası bu noktaların nasıl alınacağı. Bisiklet parklarından yüksek verimli havalandırma ünitelerine kadar herşey kontrol edilebilir. Bu sınırlı bir durum.

Amerika ve Avrupa’da çalışmaları olan ve uzun süredir sürdürülebilirlik konusundaki araştırmalara liderlik eden Stefan Behnisch de bu düşüncelere katılıyor. “Problem bu fikirlerin klişeleşmiş olması. Yeni ve ilginç hiçbir şeye izin vermiyorlar. Gerçek keşifleri inkar ediyorlar.” diyor.

Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı ilgi çekici ve yenilikçi projeler de var. Norman Foster’ın Manhattan’daki yeni “Hearts Tower” projesi, Frankfurt’taki Commerzbank’ta keşfetmeye başladğı pek çok sürdürülebilir özellik barındırıyor. Bunlara, doğal havalandırma ve ısının yönünü değiştiren yüksek performansa sahip camlar örnek verilebilir. Bir diğer proje ise, Morphosis tarafından bu sene tamamlanan San Fransisko Federal Binası. Yapının dar formu, herkesin doğal ışıktan ve havalandırmadan yararlanmasını, özel pencereler temiz havanın içeri girmesini, cephe düzeni ise güneş ışığının filtrelenmesini sağlıyor. “San Fransisko’da biz LEED kurallarına uygun bir proje yapmadık, çünkü aslında verimli bir yapı için uygun koşulları önermiyor” diyor Thom Mayne.

Fakat, yaratıcı olmayı seçen mimarlar, standartlardan ufacık bir sapmanın bile çoğunlukla hararetli bir dirençle karşılaştığını gördüler. Mayne, San Francisco Binası’nda çalışan bazı görevlilerin, ofis pencerelerinin açılabilir olması ile dalga geçip, haftasonu kuşların çalışma masalarına yuva yapacağı konusunu tartıştıklarını söyledi. Bu arada, bazı bürokratların iç mekanda günışığı yüzünden güneş gözlüğü takmaları konusunda şikayetler var. Mayne, içerideki gölgenin yeterli olduğunu belirtti. Emin olabilirsiniz ki, bir binayı çevrenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye direnenler sadece Amerikalılar değil. Souerbruch ve ortağı Louisa Hutton, Dessau’da çevre dairesinde çalışanların her zaman ofisten çıkarken pencerelerini kapatmayı unuttuğunu söyledi.

Amerika, Avrupa’nın etkili yeşil rekorunu yakalayabilecek mi? Columbia Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Mark Wigley, öğrencilerinin sürdürülebilirlik konusundaki fikirlerindeki değişime dikkat çekti. Yükselen bir etkiyle, öğrencilerinin artık sürdürülebilirliği işlerinin ana amacı olarak gördüklerini söyledi. “Günümüz öğrencileri, tamamen farklı özelliklere sahip. 15 farklı yoldan gelenleri bir seferde emiyorlar. Ve hepsi radikal ekolojik görüş açısıyla ilgileniyorlar.”

Aynı zamanda, Wigley mimarların istekli müşteriler olmadan hiçbir şey başaramayacaklarını itiraf ediyor. “Benim tahminim, eğer Amerika’da değişim olursa bu mimarlar veya politikacılar tarafından dağil geliştiriciler tarafından olacak. Şimdi geliştiricilerin enerjiyi azalttığınızda belirgin bir avantaj sağladıkları bir noktadayız. İlk defa bunun için para vermeye istekli müşterileriniz var. Dolayısıyla verimsizlik ve açgözlülükle ilişkilendirdiğimiz bir grup geleceği yönlendirecek.”
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.