
Kaynak: Theharperteam.com
IAPS - CSBE Network tarafından düzenlenen Kent, Kültür ve Konut temalı sempozyum 14 – 16 Aralık 2007 tarihleri arasında Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. İki ana tema üzerine konumlanan sempozyumun ilk teması; her şeyin hızla değiştiği, küresel ilişkilerin gündeme geldiği günümüzde yerel ve küresel gelişmelerden ve neo - liberal ekonomik politikalardan hızla etkilenen kentlerin mekansal yapısının bu süreçte nasıl etkilenip, şekillendiğini ortaya koymak, ikinci tema ise günümüz kentsel mekan dinamiklerinin konut çevrelerine ve kavramına yansımasının tanımlanması ve değerlendirilmesiydi.
İlk günün ilgi çeken oturumlarından birisi de “Küreselleşme Sürecinde İstanbul”du. İstanbul’da varolan site tipi konutların ve villaların analizlerinin sunulduğu bildirilerde izleyenlerin katkısı da büyüktü. Oturumun ilk sunumu Hülya Turgut Yıldız ve Göksenin İnalhan tarafından hazırlanan "İstanbul’da Kültürel ve Mekansal Dinamikler: Konut Eğilimleri ve Beklentileri" başlıklı bildiriydi. Hülya Turgut Yıldız tarafından gerçekleştirilen sunumda öncelikle “ev” tanımlandı. Evi; insan ve onun geleceği ile sosyal bir bağ olarak tanımlayabileceğimiz gibi evin kendine ait hissedilmesi gerektiği belirtildi. İstanbul’daki konut yapıları; bahçe şehirler, banliyöler, kapalı konut kullanımları, yüksek katlı rezidanslar ve karma kullanımlı şehir içi konut yerleşmeleri olarak tanımlandı ve korumalı konut siteleri sayılarının son yedi yıldaki artışı incelendi. Bu korunaklı sitelerin kamusal alanların özelleştirilen kent parçaları haline geldiği belirtildi. Bildirinin sonuç kısmında ise; şehrin bu tip konutlarla kendi içine kapandığı, sosyal farklılıkların arttığı ve tarihi kentsel dokunun köhnemeye başlaması sorunlarına eskileri koruyup, küreselleşmeye ayak uydurularak önlem alınabileceği belirtildi.
Oturumun ikinci bildirisi ise Ebru Firidin Özgür tarafından hazırlanan "Tüketime Bağlı Bir Kimlik Öğesi Olarak Konut" idi. Bildiri; günümüz konutunu alt sınıf için barınma, üst sınıf için ise prestij ve yatırım öğesi olarak tanımlıyor. Tüketim toplumunda konutun kentsel rantın simgesi haline gelerek, konut satışlarında herkesten farklı olma özelliğinin de satıldı da vurgulandı. Kapalı konut sitelerinin kentin kalabağından uzak ama kentin nimetlerine yakın olma özelliği ve inşai özelliklerinin ön plana çıkarıldığı da belirtildi. Kentlerde varolan otopark ve donatı eksikliğinin de insanları kapalı konut sitelerine yönlendirdiği de bu sitelerin ilgi görmesinin sebeplerinden birisi olarak sıralandı. Konut sitelerinin kente getirdiği yükler ise şöyle sıralandı; toplumsal ayrışma yaratması, yerel yönetimlerin kontrolsüzlüğü, doğal koruma alanlarının azalması, otomobile bağlı yaşam biçiminin artması, trafik yoğunluğunun artması ve kentsel mekanlardaki geçirgenliğin azalması.
Oturumun üçüncü bildirisi ise Lale Berköz tarafından hazırlanan "İstanbul’da Korunaklı Konut Yerleşimlerinin Kent Mekanındaki Yayılması" idi. Bildiri; öncelikle konut yerleşimlerine eğilimi, küreselleşme sürecinde yaşanan toplumsal kutuplaşmanın mekana yansıması olarak tanımlıyordu. Bir araştırmanın sonuçlarının belirtildiği bildiride, kullanıcıların konut yerleşimlerini değerlendirirken ele aldığı etmenler şöyle belirlenmiş; güvenlik, erişilebilirlik, görünüm ve komşuluk ilişkileriydi. Kapalı konut yerleşimlerinde yaşayan insanlarla yapılan çeşitli anket sonuçlarında mekan sakinlerinin şaşırtıcı şekilde memnuniyetsizliklerinin de azımsanmayacak derecede olduğu vurgulandı.
Oturumun dördüncü ve son bildirisi ise Dilek Yıldız ve Ayse Tütengil tarafından hazırlanan "Küreselleşme Etkisinde Yeni Konut Oluşumları: İstanbul’da Korunaklı Villa Tipi Yerleşimler" idi. Bildiri kent içinde varolan “villa” olarak nitelendirilen korunaklı yerleşimlerle ilgili analiz çalışmalarına ağırlık veriyordu. Çalışmada, İstanbul’da bu tip konutların %65’inin Asya, %35’inin ise Avrupa Yakası’nda yer aldığı, bu tip villaların mimari özelliklerinin ise American Country Tarzı, Geleneksel Türk Evi ve Güncel Çağdaş Mimari Tarzları olarak lanse edildiği belirlenmiş. Bu villaların isimlerinin ise %52’sinin Türkçe, %48’inin ise İngilizce olduğu belirlenmiş.
Son sunumun ardından dinleyicilerin sorularının da yanıtlanmasıyla oturum sonlandı.
Konuyla İlgili Linkler






