
Kaynak: DeviantART
Kristof Kolomb, 28 Eylül 1492'de Küba'yı “insan gözünün görmüş olduğu en güzel kara parçası” olarak nitelendirmişti. Havana ise, eski dünya ile yeni dünya arası bir geçiş köprüsü olduğundan büyük zenginlikler bir zamanlar buraya geldi ve buradan geçti. Bu nedenle, çok zengin bir kültürel mirasa sahip olan Havana’nın bir dönem İspanya’nın güneyi ve Kanarya Adaları'nın etkisi altında kaldığını, 18.yy’da Barok tarz mimarinin etkisi altına girerek tüm meydanlarında bu tarzı hissettirerek yaşadığını, sonrasında devreye giren neo-klasik mimari ile de müthiş bir eklektik yapıya kavuştuğu görülür.

Kaynak: DeviantART
Bugün ise restorasyon projeleri ile koruma çalışmaları da bir yandan süren ama özgün yapısı ile de eşsiz bir bütün teşkil eden Havana, tüm mimari değerleri ile görülmesi, gezilmesi, hayal edilmesi en keyifli ve farklı bir deneyim yaşatacak kentlerden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Neo-Klasik Dönem
Havana, İspanyol göçmenler tarafından inşa edilmiş ve benzersiz şekilde hareketli olan çarşıları yönünden eşsiz bir kent olarak belirir. İç yerleşim mekanları Seville, Cadiz ve Granada’dakine benzer bir şekilde tasarlanmıştır. Neo-klasizm, Havana’daki bütün yeni binalarını etkilediğinden şehrin her yerinde bunu görmek mümkün hale geldi. Birçok yerleşim birimi 1848’de gaz lambasının ve 1837’de demiryolunun gelmesi ile şehrin ana yapısına katılmış, 18. yüzyılın ikinci yarısında şeker ve kahve üretiminin hızlı artışı da Havana’nın mimari yapısının değişiminde etkili olmuş. Birçok zengin Havana’lı (Habaneros) Fransa’dan ilham alarak bu mimari yapıdaki değişimi, Aldama Palace (1844) gibi üst sınıf evlerin iç mimarisine yansıttı. Küba’daki neo-klasik konut grubu binaların en onemlisi olarak kabul edilen bina, bugün neo-klasik kolonlarla açılmış boşluklar ve bahçelere sahip evlere örnek teşkil eder.
1925’te Paris şehir planlamasının baş ismi Forestier, mimarlar ve bölge plancılarını ortak çalıştırmak için beş yıllığına Havana’ya geldi. Buradaki şehir planlamasında esas amacı, klasik binalar ile tropik çevrenin uyumunu yakalamaktı. Bu nedenle önemli gördüğü bölgeleri şehrin yol ağıyla birleştirdiği düşüncelerinin bir çoğunun 1929’da Büyük Buhran’la kesintiye uğramasına karşın Havana mimarisi üzerinde büyük etkisi olduğu görülür.

Vedado Bölgesi
Kaynak: Wikipedia
20. yüzyılın ilk çeyreğinde Havana tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı büyüdü. Bu büyük zenginlik, mimari stilin de dışarıdan etkilenmesine sebep oldu. Neo-klasizm Vedadao Bölgesi (1859)'nin yapılmasıyla en üst seviyeye ulaştı ve bütün çevre iyi ölçülendirilmiş binalar ile kaplanmaya başladı.
Art Nouveau, Art Deco ve Eklektik
20. yüzyıla gelindiğinde Buenos Aires ile birlikte Havana en eski ve en onemli Latin Amerika şehriydi. Bu patlama ve hızlı yükseliş periyodu Vacas Gordas (şişman inekler) olarak biliniyor ve uluslararası art nouveau, art deco ve eklektikten etkilenmiş büyük binalarda şekil bulunuyor.

Havana Üniversitesi
Kaynak: Wikipedia
Bugün görünen Miramar, Marianao, Cubanacan ve Playa bu dönemde oluştu. Güçlü ve zengin Miramar, Amerikan sokak yapısına göre yerleştirilmiş, diplomat ve yabancıların evi haline gelmiştir. Tren istasyonu (1912), Havana Üniversitesi (1906-1940) ve Capitolio (1926-1929) dönemin eklektik stilinin iyi örneklerindendir.

The Capitolio
Kaynak: Wikipedia
Capitolo, Washington DC’de bulunan başkanlık binasının yarım ölçekte birebir kopyasıdır. 62 metre yüksekliğindeki kubbesi ile şehirdeki en yüksek nokta ve o dönemde ABD’den para akışının etkilerinin bir göstergesi niteliğinde.

Lopez Serrano
Kaynak: Flickr
Aynı şekilde, dönemin Ricardo Mira tarafından tasarlanan Lopez Serrano Binası New York’taki Rockefeller Center’dan esinlenerek yapılmış Küba’nın en yüksek binası. Mira’nın tasarım esintilerini ayrıca Miami ve Los Angeles’daki birçok binada da görmek mümkün.

Edificio Bacardi
Kaynak: Flickr
Havana’nın en eski binalarından biri olan Edificio Bacardi (1930) ise Art Deco’nun en iyi örneği olarak kendini gösterir.
Modernizm
Havana, Las Vegas gibi 1940’lar ve 1950’lerde kumarın ve güneşli tatillerin mekanı olarak kendini göstererek, suçlular, gangsterler ve playboylar için bir cennet mekan halini aldı. Bastista hükümeti tarafından desteklenen birçok yüksek katlı ofıs binaları ve apartman kompleksleri ise bu dönemde şehrin silüetini değiştirdi.

La Rampa Tiyatrosu
Kaynak: Flickr
Modernizm, Havana’da şehrin büyük kilit binalarından çok, diğer kişisel binaları etkiledi. Kilit binalara Habana Libre (1958) ve ihtilalden önce yapılan La Rampa Tiyatro Salonu (1955)'nu örnek vermek mümkün.

Walter Gropius ve Oscar Niemeyer
Kaynak: academics.triton.edu, schnederism.com (soldan sağa)
Le Corbusier ve Mies Van de Rohe'un etkileri Havana’da görülürken Walter Gropius ve Oscar Niemeyer gibi ünlü mimarlar bu şehirden geçti.

Plaza de la Revolution
Kaynak: Wikipedia
Ülkenin siyasi merkezi olan Plaza de la Revolution ve Londra Karaliyet Festival Salonu'nu anımsatan Ulusal Tiyatro (1958) bu dönemde incelenebilecek birçok anıtsal modernist yapıdan biridir. Aynı meydanda, Başkanlık Sarayı (1958), İç Mekan Bakanlığı (Ministry of the Interior) ve 109 metre yüksekliğiyle Jose Marti Anıtı (1958) bulunuyor.

Edificio Focsa
Kaynak: 604.images.com
Edificio Focsa (1956) Havana’nın patlayan ekonomisini ve zamanın yabancı etkilerini gösterir bir bina. Bu 35 katlı kompleks Corbusian fikrinin "şehir içinde şehir" düşüncesini yansıtıyor. Komplekste, 400 daire, garajlar ve çatı katında bir okul ve restoranlar bulunuyor.
Havana’da devrim olmasa hayata gececek bir çok ve büyük yatırm planları yapılmıştı. Jose Luis Sert, Maleco Havana’yı mimari bir ada olarak tasarlamıstı. Büyük modern binalar, oteller, kumarhaneler ve alışveriş merkezleri şehrin büyüyen turizm potansiyelini arttıracaktı. Devrimle bu yüksek katlı binaların yerlerini koloniyal bloklar ve binalar aldı.
Devrim Dönemi
1 Ocak 1959'da Castro’nun gücü eline almasından itibaren Havana’nın silüeti değişti. Eski Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından Küba kendi kaynaklarına güvenmek durumunda kalmıştı ve 1980’lerde başlayan birçok proje bu nedenle durdu ve bugün de hala bitmemiş halde bekliyor.
Habana del Este (1959-1961) yaratıcı bir iskan ve teorik düşüncelerin gösterilebileceği bir projeydi ve o dönem çok rağbet gören bu proje hükümet tarafından da destekleniyordu. Ayrıca Kübalı mimarlar projelerinde, Britanya’nın yeni şehirlerinden, ABD’nin mahalle yapısından, İskandinavya’nın uydu kentlerinden, SSCB ve Doğu Avrupa'dan ilham alıyorlardı. Aynı zamanda CIAM (Congress International de Architecture Moderne) “yaya ve araç akışlarının, yeşil bantların ve sosyal hizmetlerin birbirinden ayrılmasını öngören” hareketten esinlenmişti. Buradan hükümetin hümanistik yaklaşımın mimarlık üzerindeki etkisini görmek mümkündür. Dönem aynı zamanda, sosyalist düşüncelerin mimarlık üzerinde de etkili olduğu bir dönemdi.
Küba, Misil Krizi (Ekim 1962), ABD ambargosu ile binalar ve genel yapılanma için başka formüller bulmaya zorlanmıştı. Yeni kaynaklar ve yaratıcı yapılar Kübalı mimarları zorluyordu. Turizm ortadan kalkmış ve yeni bina yapımları durmuştu. Boya, inşaat malzemeleri ve kalifiye iş gücü kesintiye uğramıştı. Bina yetersizliğinden dolayı yeni yerleşenler binalarda asma katlar kurarak ya da ikamet eden sayısını maksimuma çıkararak mevcuttaki yerleri kullanmaya başladılar.
Fidel Castro bizzat kendisi genç mimarlarla küçük bir tugay oluşturdu. Alınan karar, toprak sahipleri ve isçilerin 33 kişilik gruplar halinde 2 ya da 3 yıl içinde 30 dairelik apartmanlar kuracakları şeklindeydi. İmar bakanlığı ise arazi, malzeme, alet edevat ve bütçesel konularda gereken desteği verecekti. Bu küçük tugaylar çalışma alanları ve inşaat alanı şeklinde ikiye ayrılıyordu. İş gücünün yarısı inşaat sahasında iken diğer yarısı kalan işleri hallediyordu. Bu konsept olarak ve sosyal anlamda Küba’nın büyük bir başarısıydı.
Bu dönemde CUJAE Üniversite Kampüsü (1960-1964) Ulusal Sanat Okulu (1961-1965) gibi pek çok yapılmış inanılmaz proje vardı. Che Guevara bu devasa projelerde yeni sanatsal ifade yollarını araştırdı. Projeler, Richard Porro, Vittorio Garatti ve Roberto Gottardi tarafından tasarlandı. 5 okulun 3'ü ise hala bitmemiş durumda ve acil bakım bekliyor.
Günümüz Havana Mimarisi
Günümüzde Havana’daki yeni binalara yönelik birçok yatırımın, kaynak yetersizliği ve vizyon darlığı yükü altında ezildiği görülüyor. Devrimden sonra Küba’da kalan mimarlar yaptıkları işleri sadece otel, restorasyon ya da günlük 1 milyon ziyaretçi için katering faaliyet mekanları ile sınırlandırdılar. Birçoğu Küba’nın zengin tarihi kimliğini yansıtmayı ya da bağlı kalmayı tercih etmedi.
Yabancı yatırmcıların şehir içinde yatırım yapmalarına yönelik imtiyaz 1996’da tanındı. 100 milyon Euro’luk İspanyol yatırımındaki bina inşaat malzemelerinin büyük kısmı hala başka ülkelerden getiriliyor olsa da inşaat sektöründeki istihdam kapasitesini son yıllarda arttırmada önemli rol oynadı.
Kübalı genç mimarlarda ise bir hareketlenme başladı. A Prado Neptuno adında yeni ve modern bir restoran 1998 yılında Roberto Gottardi tarafından açıldı. The Packard adında yeni bir otel ise genç mimarlar Garcia ve Martin tarafından bunun hemen yanında yapılmaya başlandı.
Restorasyon faaliyetleri
Havana’nın UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tanınmasının (1982) ardından şehirde düzinelerce bina restore edildi. The Cathedral ve the Castillo de la Real Fuerza gibi tarihi ve eşsiz binalar bu restorasyon faaliyetlerinde öncelikteydi. Fakat bugün Eski Havana ve Malecon’u da içeren çevre ve bölge arasındaki önem farkı gözle görülür hale geldi.

The Cathedral
Kaynak: Flickr
Turizmdeki artış ile açılan yeni restoranlar, oteller ve yeni binalar Havana’nın tekrar toparlanmasında faydalı oldu. Florida, Iglesia de Paula ve Kültür Bakanlığı binaları restore edilen binalara birer örnek.
Devrimin ilk yıllarında Havana’da bina restorasyonu için küçük bir destek vardı. 1980’de şehrin tarihsel düzenlemesine kolaylık ve süreklilik katılması için Kent Mimarlık Ofisi Tarih Departmanı ve Koruma, Restorasyon, Müze Çalışmaları (CENCREM) ismi altında iki ajans görevlendirildi. 1990’lı yılların başlarında “Habaquanex” adında bir şirket kuran şehir tarihçisi Eusebio Leal Spengler ticari alanların korunmasını, varlığını sürdürmesini sağlıyordu. Temel prensip olarak ofis alanları kiralanıyor, restoranlar işletiliyor ve yabancı yatırımcılar ile anlaşılarak gelen para şehrin restorasyonuna yönlendiriliyordu.
Bugün Havana’nın yerleşim bölgelerinde hala büyük alanlara yayılmış tarihi bölgeye duyulan özenin ve bakımın aynı şekilde gösterilmediği harabe halini almış binalar var. Miami Florida’da bulunan Küba Ulusal Miras (The Cuban National Heritage) gibi organizasyonlar Havana’nın çevresindeki parçalanmanın önüne geçmeye, durdurmaya çalışıyor. Ama hala birçok ayrı stil, etkiden esinlenilerek oluşturulmuş şehri toparlamak için katedilmesi gereken çok yol var gibi gözüküyor.
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!






