Haberler

Hayat muhteşem bir tek şey felaket o da yaşlanmak

Tarih: 22 Eylül 2008 Kaynak: Ayşe Arman, Hürriyet
Ne münasebetle tasarımcı oldunuz?
Ben çirkin şey görmeye dayanamam. Dünyayı daha güzel bir yer haline getirmeye uğraşırım. Bu hep böyleydi. Mimarlık ve tasarım en büyük tutkumdu. 14 yaşından beri.

Ondan önce...
Hayalindeki oyuncakları tasarlayan aklı havada, hayalci bir çocuk. Tahtalar, ampuller, piller onları alır başka bir şeye dönüştürürdüm. Görsel bir zekam var. İsim, telefon numarası hatırlamam. Bir de yazmam, çizerim ben.

Nasıl yani?
Bavulumu mu yapıyorum? Koymam gereken şeyleri bir kağıda çizerim: Siyah takım elbise, siyah kazak, siyah ayakkabı...

Mimarlık eğitimi aldınız ama hayatınız boyunca tasarım yaptınız...
Çünkü daha kolay, daha hızlı, daha eğlenceli. Yaptığım iş beni büyülüyor.

Tam olarak ne yapıyorsunuz?
Tasarımın her türü. Çok çok geniş bir yelpazede çalışıyorum. Eğlenceli olan tarafı da bu. Sadece grafik tasarımı değil yani. Bakın etrafınızda gördüğünüz her şey birileri tarafından tasarlanmış. Binalar, sandalyeler, kıyafetler, ayakkabılar, şu elinizde tuttuğunuz küçük defter. Ve ben bir şeyi tasarlayabilen kişinin, her şeyi tasarlayabileceğine inanıyorum. Ben de meslek hayatım boyunca aklınıza gelebilecek her şeyi tasarladım. Bir tek şey hariç. Onu da tasarlayabilmeyi çok isterdim.

Ne?
Kadınlar!

Bir kadın tasarlama fırsatınız olsa kimi rol model alırdınız?
Penelope Cruz. Güzel, akıllı, tutkulu, renkli ve profesyonel. Budur.

Karınızda bu özellikler var mı?
Olmaz mı? Bunca yıl evli kaldığımıza göre. Çok zarif ve güzeldir karım. O da mimar. Ama şimdi Penelope Cruz başka. Karım bile anlayışla karşılar onu bu kadar beğeniyor olmamı. Şimdi hayatla ilgili çok önemli bir şey söyleyeceğim...

Dinliyorum...
Hayat muhteşem, bir tek şey felaket, o da yaşlanmak. Beynin hiç yaşlanmıyor. Yani için hep aynı. Hep aynı heyecanları duyuyorsun, tutkularında bir azalma olmuyor. Ama dışın eskiyor, postürün değişiyor, bedenin çirkinleşiyor ve fakat hálá genç güzel kadınları beğeniyorsun.

Yaşlanmakla ilgili güzel olan bir şey hiç mi yok?
Aklıma gelmiyor. Demek ki yok. O yüzden bu yaşının kıymetini bil, küt diye geçiyor. Çünkü gün gelecek, bedenin arzularını karşılayamayacak.

Peki normalde yaşla libidonun ters orantılı olması gerekmiyor mu? Yaş artar libido düşer diye bilirim...
Hayır işte. Sorun bu. Ben 77’yim ve libidom aynı. Eskisi gibi. Kendimi son model bir Ferrari gibi hissediyorum, inanılmaz bir hız yapabilirim ama lastiklerim yok. Durumum bu.

Üzüldüm. Ama çok güzel tarif ettiniz. Genç adamlar da bu tarifleri yapamıyor!
Ama sadece tarif de yetmiyor. 

İstanbul seksi bir şehir 
Belki 80’inizden sonra seks ve kadınlar hayatınızdan çıkar, siz de huzura kavuşursunuz!
Böyle bir şey mümkün değil, olmasın da zaten. Yaşlandıkça insan seks manyağı oluyor. Ben oldum yani!

Monogamiye inanıyor musunuz?
Tabii ki hayır. Kuşlar bile poligam, doğamıza aykırı. Hepimiz poligamız. Monogami kilisenin dayatmasıdır. Kendimizi kandırmayalım, bastırmayalım. Benim bir tek karım oldu. Ama bir sürü sevgilim. Eşimin de olmuştur. Şimdi çok iyi dostuz. Yeryüzünde zekasına ve espri anlayışına en çok hayranlık duyduğum insanlardan biridir. Entelektüel olarak çok iyi anlaşırız. Şahane iki çocuğumuz var, hayat boyu birlikte çalıştık...

Siz misiniz patron?
Dalga mı geçiyorsun? Kocalar patron filan olmaz, kadınlar onların kendilerini öyle hissetmelerini sağlar ama gerçek patron hep kadındır.

Tekrar dünyaya gelseniz...
Kesinlikle kadın olarak doğmak isterdim. Kadınlar gerçekten güçlü, o yüzden erkekler gibi güç oyunlarına ihtiyaçları yok. Bir de sonsuza kadar orgazm olabiliyor. Gördün mü konuyu yine sekse getirdim!

Neden Abdi İbrahim’in teklifini kabul ettiniz?
Babamın da ilaç firması vardı. Bu etkili oldu. Dante Benini arkadaşımdır. Yaptığı binaya bayıldım. Firmanın vizyonu hoşuma gitti. Sonra İstanbul seksi bir şehir. Nesih Barut dinamik ve hiperaktif bir adam. Ve estetiğe düşkün. Hepsi birleşince "Tamam" dedim.

Sizin en önemli özelliğiniz nedir?
Çok karmaşık bir şeyi sade haliyle sunabiliyorum. Ve zamansız işler yapabiliyorum.

İtalyanlar neden bu kadar yaratıcı?
Bir gelenek var, estetik var. O şehirlerin içine doğuyorsunuz. Ben Milano’da doğdum, Venedik’te mimarlık okudum. Venedik’te sokaklarda yürüyünce gölgeler, desenler, çizimler, ışık... Sanatla, tasarım ve mimarlıkla, fotoğrafla ilgili her şey var. Bir de üzerine sağlam bir eğitim alınca...

Tasarımda bu kadar büyük bir isim olacağınızı biliyor muydunuz?
Evet. Dünyanın en büyük tasarımcılarından biri olmayı fena halde istiyordum. Hatta kararlıydım.

Uçakta bir yerlere uçuyorsunuz. Yanınızdaki kadına ne diyorsunuz: "Ben Massimo Vignelli dünyanın en büyük tasarımcılarından biriyim..." mi?
Deli miyim öyle der miyim? Meseleye şöyle giriyorum: "Ben demode olan şeyler tasarlamıyorum. Zamansız şeyler tasarlıyorum." O da tabii "Nedir onlar?" diye soruyor. Ama tabii bunları güzelse söylüyorum...

En gurur duyduğunuz işiniz?
Hepsi. Çünkü hepsine aynı ölçüde yoğunlaşıyorum. Mesela Amerika’daki Milli Park’lar için kurumsal kimlik oluşturuyoruz, haritalar, kitaplar, levhalar, işaretler... Her yıl 375 milyon insan o parklarda dolaşıyor, tabii ki yoğunlaşmam gerekiyor. Avrupa’da birçok ülkenin metro haritalarını dizayn ediyorum. İşlerimi birbirinden ayırmıyorum ama dünyanın her yerinde kendi dizayn ettiğim şeyleri görüyorum. Bazen bir konteynır, bazen bir ilaç kutusu, bazen bir denizaltı, bazen bir kitap. Çok da hoşuma gidiyor.

Doğadaki bazı bitkiler, hayvanlar sizi de büyülüyor mu? "Bu kadar güzel bir şeyi isteseydim bile dizayn edemezdim" diyor musunuz? Sizden daha büyük bir tasarımcının varlığına o an her zamankinden daha fazla inanmıyor musunuz?
Hayır. Ben daha büyük bir tasarımcının varlığına inanmıyorum. Ben şu noktadayım: Gerçekten de olağanüstü güzel mi o gördüklerimiz? Yoksa biz mi onlara bu güzelliği atfediyoruz?

Oooooo!
Evet. Çünkü biziz olağanüstü olan. Dünyayı güzelleştiren de bizim yorumumuz. Gerçek filan yok.

Neden Amerika’ya göç ettiniz?
Çünkü uluslararası bir tasarım şirketi kurmak istedim. Kurdum. 5 ofisle başladım. Ama New York ofisindeki arkadaş hastalandı. Ben Milano- New York arası gidip geliyordum. Sonunda "Taşınayım bari" dedim. Birkaç yıllığına diye gittim, kalış o kalış. New York ilginç bir yerdir, dünyanın en iyileri orada son bulur. Ben Amerika’dan hoşlanmıyorum ama New York’u seviyorum, orası Amerika değil...

Evlilik bir binaya benzer tek kapısı bir sürü penceresi olan bir binaya...
Bugün bir dev var karşınızda... Gerçek bir dev... Bir efsane... Tasarımın dünyasının efsanesi... İşi bilenlerin, profesyonellerin, adını duyunca birkaç saniye duraksadığı biri... Kimsenin saygıda kusur etmediği biri... Yüzlerce olağanüstü işe imza atmış biri... Çalışmaları ile dünya müzelerinin kalıcı koleksiyonları arasına girmiş biri... Komple sanatçı. Güzel insan. 77 yaşında ama hálá seksi adam... Massimo Vignelli!

New York metrosunun haritası onun tasarımı
Aslen İtalyan (ne varsa bu İtalyanlarda var zaten!) ama yıllardır (40 yıldır) New York’ta yaşıyor ve aklınıza ne gelirse tasarlıyor. İç tasarım, çevresel tasarım, paket tasarımı, grafik tasarımı, mobilya tasarımı, ürün tasarımı... Yok yok yani. Şirket logosu da yapıyor, sandalye de tasarlıyor, saat de... Hatta Manhattan’daki St. Peters Kilisesi’nin içini bile tasarlamış...

Yaracılığını çok geniş bir alanda kullanıyor.

Felsefesi de: "Design is one."

Bir şeyi tasarlayabilen, her şeyi tasarlayabilir manasında.

Bir de "If you can’t find it, design it!"

"İhtiyacın olanı bulamıyor musun? O zaman tasarla!"

Ve bu lafta kalmıyor. Karısı Lella ile (50 yıldır birlikte yaşıyorlar, birlikte üretiyorlar) New York’ta yaşadıkları evin tavanından penceresine, yemek masasından sandalyelere, beyaz porselen kahve fincanlarından çatala, hatta üzerlerindeki giysilere kadar her şey kendi tasarımları...

Amerikan Grafik Sanatı Enstitüsü’nün (AIGA) Eski Başkanı, Amerika Mimarlar Birliği’nin Başkan Yardımcısı, Amerikan Endüstriyel Tasarımcılar Birliği’nin (IDSA) üyesi.

Akıllarda en çok kalan işleri, 66’da tasarladığı Stendig Takvimi, 72’de tasarladığı New York metrosunun haritası (başvurduğu teknik o yıllardan sonra dünyanın bütün metro haritalarında kullanıldı, hálá da kullanılıyor) ve yıllar geçse de değişime ihtiyacı olmayan kırmızı, mavi Amerikan Havayolları logosu.

Böyle bir adam yani.

Hakkında bir sürü belgesel yapıldı.

Metropolitan Müzesi’nde, MoMa’da, Broklyn Müzesi’nde ve daha bir sürü müzede işlerinin sergilendiğini, sonsuza kadar da sergileneceğini söyledim değil mi?

Şimdi ben onun kariyerini ve başarılarını burada anlatmaya devam edersem yandım! Bir kere yer yok. Bu sayfa zaten küçük, istediğim gibi yayılamıyorum, daha röportaj başlamadı girizgahtayız, yeri iktisatlı kullanmam lazım, bari hangi vesile ile bu şahane adamla röportaj yaptığımı söyleyeyim.

Şimdi de Abdi İbrahim''in yeni logosunu tasarladı
Abdi İbrahim’i biliyorsunuz. Bu ülkede ilaç sektörünün lideri... Üç kuşaktır aynı ailenin sahibi olduğu bir ilaç firması. 99 yıl önce kuruluyor. Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, kuruluşlarının 100. yılına yaklaştıkları için şirketin logosunu ve kurumsal kimliğini yenileme kararı veriyor, eski logonun onların dinamizmini yansıttığına inanmıyor.

Ve ne yapıyor?

Alkışlanması ve örnek alınması gereken bir şey.

Genel müdürlük binasını İtalyan mimar Dante Benini’nin projelendirmesini istiyor, Benini ortaya inanılmaz şık, klas ve modern bir yapı çıkarıyor. Zaten bu projesiyle 2006 yılında İtalya’da yılın mimarı seçiliyor. Ama Nezih Barut’a bu yetmiyor, şirketin kurumsal kimliğini ve logosunu değiştirmesi için de dünyaca ünlü bir tasarımcı arıyor, gerçekten işinin ehli olan biri... Zamansız logolar tasarlayan biri...

Bildiniz, Massimo Vignelli...

İşte efsane o aşamada devreye giriyor. Ve İstanbul’a geliyor. Bir süre kalıyor. Bizim havamızı soluyor, caddelerimize, sokaklarımıza bakıyor, üç kuşaktır aynı aileye ait olan Abdi İbrahim’i iyice inceliyor, tarihini okuyor ve sonra bir gün Topkapı Müzesi’ne gittiğinde bir çinideki motiften etkilenerek (üç halka iç içe) dünyanın en basit, en modern logosunu tasarlıyor ve Barut’un önüne koyuyor.

O da hiç tereddüt etmeden kabul ediyor.

İlk defa 77 yaşında biriyle flört ettim
Topkapı Müzesi’nin o şahane ağaçlı yoluna girdiğimde (logoyu esinlendiği çiniyi de görmem için orada buluştuk) ayakkabılarımdan çıkan sesi fark ettim. Her attığım adımda topuklarından "vivvvk, vivvvk" diye ses geliyordu.

Tam da zamanıydı... Bir kadında en çok aradığı özelliğin klas olduğunu söyleyen biriyle buluşmaya gidiyorum, ayakkabılarım ötüyor... Neyse ki son anda siyah bir elbise giymişim, ordan yırttım...

Mösyö Vignelli’nin favori rengiymiş, hiçbir rengin siyahtan iyi olamayacağına inanırmış, ona göre "akıl"ın rengiymiş, çünkü insanın yarattığı bir renkmiş. Ve her şeyle gidermiş, her zaman gidermiş, o yüzden evi bile simsiyahmış.

Tabii beni simsiyah görünce gülümsedi!

Röportaj bahane, müthiş bir adamla tanıştım ben ve ilk defa 77 yaşında biriyle flört ettim! Hálá mail’leşiyoruz! Biz güya tasarım konuşacağız diye başladık röportaja ama birdenbire seks, hayat, ilişkiler ve evlilik konuşmaya başladık. Fevkalade eğlenceli ve muzip biri aynı zamanda. Durup dururken, "Yoksa sen sadık mısın kocana?" dedi. "Evet" dedim. "Ona aşık ol ama sadık olma!" dedi, "Olur mu öyle şey?" dedim. "Sen beni dinle sadık olursan evlilik yürümez" dedi. "Benim karımın bir felsefesi var, karım aynı zamanda mimardır, evlilik bir binaya benzer, der. Tek kapısı ama bir sürü penceresi olan bir binaya..."

Ben tabii ne demek istediğini anlamadım. Meğer kapı, eşinmiş, karın ya da kocan, ondan bir tane olacakmış ama bir sürü sevgili (pencere). "Tek sorun iki kapının olması" dedi, "Kurander yapar!"

Böyle esprili, neşeli, hayat dolu bir adam.

Onun hayat boyu bir sürü "pencere"si olmuş. Karısının da olmuş. Hiçbir zaman onun deyimiyle "nefes almalarına yardımcı olan" bu ilişkiler üzerine konuşmamışlar, evlilikleri de hiç yıkılmamış, onlar bütün muharebelerin içinden dimdik, ayakta çıkmışlar. Ben tabii bulmuşum bu kadar dürüst ve açıksözlü birini, durur muyum, bir sürü soru sordum, kendisi ile sevgilileri arasındaki yaş farkını, yaşı ilerledikçe yaş farkının açılıp açılmadığını... "En fazla 45 yaş fark oldu. İki yıl önce ben 75 yaşındaydım, sevgilim 30 yaşındaydı" dedi.

Ve bir iç çekti...

"Dünyadaki en fena şey yaşlanmak. Çünkü için aynı kalıyor ama bedenin eskiyor. Ve öyle bir an geliyor ki, sevişirken o yaşlı bedeninden utanır hale geliyorsun..."

En şahanesini de en son söyledi:

"Ve tuhaftır yaşlanınca çok daha fazla seks düşünüyorsun!"

Hamiş: Normalde fotoğrafları ben yönlendirmeye çalışıyorum, böyle duralım, şöyle yapalım gibisinden. "Aklıma bir fotoğraf geldi" dedi koca Massimo Vignelli... Onu kıracak halim yoktu... Dediğini yaptım... Ortaya bu fotoğraf çıktı...
Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.