Haberler

Sedad Hakkı Eldem Yüz Yaşında

Tarih: 21 Kasım 2008 Yazan: Gökçe Aras

İstanbul Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi

125 yıllık bir geçmişe sahip olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin tarihinde önemli bir iz bırakan Sedad Hakkı Eldem, 100'üncü doğum yılında MSGSÜ Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen çeşitli etkinliklerle anılıyor. 20 - 21 Kasım tarihleri arasında düzenlenen panel ve sempozyum ile 20 Kasım - 05 Aralık tarihleri arasında MSGSÜ Mimar Sinan Holü'ndeki Sedad Hakkı Eldem'in çalışmalarının sergileneceği bir sergiyi kapsayan etkinlik programının açılış oturumu MSGSÜ Rektörü Prof. Rahmi Aksungur ve MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof.Dr. İlgi Yüce Aşkun'un teşekkür ve takdim konuşmalarıyla başladı. Yoğun bir katılımla başlayan açılış oturumunun davetli konuşmacıları Prof.Dr. İhsan Bilgin ve Prof.Dr. Uğur Tanyeli, Sedad Hakkı Eldem'i farklı bakış açıları ile ele aldılar.

İhsan Bilgin konuşmasına, Sedad Hakkı Eldem'in mimarlığın kabuk değiştirdiği ve meslek tanımlarının yapıldığı bir yüzyıl olan 20.yy'da Türkiye'de akla gelen ilk mimar olduğunu söyleyerek başladı ve şöyle devam etti: "Sedad Hakkı Eldem bir efsanenin başına gelen her şeyin başına geldiği, zaman zaman ilişkisi olmayan şeylerle ilişkilendirilmiş bir mimar. Kendisini çocukluğundan itibaren özenle inşa etmiş bir birey, başka bir deyişle kendi kendini tasarlamış bir insan. Süper egosu baskın ve ne yaparsa yapsın önemli olması, mutlaka bir iz bırakması gerektiğini düşünüyor. Daha çocukken büyüklüğünü kurguladığı için bizler onu çocuk olarak düşünmekte zorlanıyoruz. Aile durumuna baktığımızda ise o dönem Türkiye'sinde iki seçeneği var, ya devlet adamı olacak ya da sanatla uğraşacak. Fakat o iktidar ile istidat arasında ve dışında kalan bir alanı, mimarlığı seçiyor. O dönemde mimarlığın iki önemli özelliği var, mimarlık alanında çok az kişi çalışıyor ve yeni kurulmuş bir devlet olan Türkiye'nin bu alana yatırım yapacağı belli.

16 - 17 yaşlarında eğitimine başladığı mimarlık alanında büyük zikzaklar çizmeden iki karar verdiği söylenebilir. Bunlardan ilki güncel mimari eğilimleri içinde hangilerine göz dikeceği, ikincisi ise özgünlük yatırımını icat üzerine değil keşif üzerine yapacağı. Ait olduğu kültürün ve coğrafyanın kapasitelerinden bir şeyler üretecek. Güncel mimari eğilimlerinde, mimari eğitimin de ona kazandırdığı mimari vurguyu okuma yeteneğiyle Auguste Perret, Le Corbusier ve Frank Lloyd Wrigt'ın çalışmalarını okuyor. Fakat özgünlüğü yakalamak için bu üç ismin vurgularını okumanın yeterli olmayacağının, dünyanın gözü önünde olmayan bir şeyi bu tablonun içine katması gerektğinin de farkında. Daha staj yıllarında Ankara evleri içinde dolaşmaya başlıyor ve hayran olunacak bir şey arıyor. Alman bir arkadaşının ona verdiği Selanik evleriyle ilgili albümle beraber rölöve serüveni de başlıyor.

Rölöve çalışmalarını Milli Mimarlık Seminerleri, rölöve kürsüsü ve kendi bürosu olmak üzere üç kollu olarak yürütüyor. Peki asıl motivasyonu tasarım olan birisi neden bu kadar çok rölöve alır? Bu rölöveler, tekrar eden unsurları belirleme çalışması. Bu çalışma, Eldem'in hayatı boyunca sürecek olan içten içe sindirilmiş derin bir faaliyet. Eldem'in rölöve çalışmalarının öne çıkan özelliği çok yalın bir çizim dilinin olması. Bu rölövelerle, tarihi olan unsurlarla, ikincil unsurları ayırt etmeyi amaçlıyor.

Eldem, modern mimarlıkla entegre olamayan bir şey keşfetseydi mutlu olmayacaktı, zaten öyle bir şey de keşfetmeyecekti. Neredeyse hepsi rölöve olan çalışmalarını birçok kez yayınlıyor. 1950'lerle birlikte modern mimarlık dünyası onun dünyasına yaklaşmaya başlıyor. ‘Rasyonel Mimarlık' ve biçim yeniden keşfediliyor. O dönemde ‘rasyonel mimarlık'ın iki tane hamlesi var, mimarlık zihinlerde özerkliği olan bir yapıya kavuşuyor ve mimarlığın krizi kentin kriziyle ilişkilendiriliyor. ‘Rasyonelist eğilim' idealist, materyalist ve pragmatist eğilim olmak üzere üç kutba çekiliyor.

Dolayısıyla o dönemde dünyada mimarlık adına oynanan oyunların Eldem'e oldukça yakın olduğunu söylemek mümkün. Bütün bu tutarlı olduğunu düşündüğüm profilin yani Sedad Hakkı Eldem'in bir stil insanı olduğunu düşünüyorum. Mimarlığın stiliyle meşguldü ve yaşamı boyunca tanınabilir, çeşitlendirilebilir ve baz alınabilir bir mekan grameri arıyordu. Bunu başarmanın özgüveniyle beslendiğini ve başta koyduğu hedefler doğrultusunda başarılı olduğunu iki şeyden anlıyoruz: Hem en başından öngördüğü kulvarların dışına çıkmasına gerek duymuyor hem de mimarlık yazını sayfalarında farklı çekmecelere sokulabilecek vurgu farklılıklarına sahip ürünler verebiliyor. En büyük şansı ise dünyayla senkrona gidebilmesi.

Bir de madalyonun öbür yüzü var. Sedad Hakkı Eldem'in başarılı yatırımlarının imkanları kadar tarihsel sınırları da mevcut. 1960'larda dünya ona yaklaşıyor ama 1980 - 90'larda dünya ondan uzaklaşıyor. Bu kopma tam da onun esas yatırımını yaptığını iddia ettiği mimari stiller dünyasının geçirdiği dönüşüm üzerinden oldu. Stil beklentisi modern dünya içinde 20.yy boyunca beyhude bir çaba olarak görülüyordu. Hatta modernizmin farklı kolları ancak stil karşıtı olma konusunda birbirleriyle birleşebiliyorlardı. Fakat bu durum ne onları zamanla stil haline gelmekten kurtardı ne de stil arayışını tamamen devreden çıkardı. Stile asıl darbe, ondan vazgeçilmesiyle değil abartılmasıyla ve çoğaltılmasıyla oldu. 1980'lerin sonundan itibaren kabuk değiştiren gayrimenkul piyasası, stili azaltarak, işlevsizleştirerek değil, apaçık bir reklam ve adlandırma enstrümanı haline getirerek, çoğaltarak, yayarak, anlam ve işlem muğlaklığını aşikarlıklarla yer değiştirterek imkansız hale getirdi. O nedenle Sedad Hakkı Eldem'in ilgiyle izlenmeye değer bulduğu maddi ve zihinsel yatırımlarıyla oluşturduğu ürünlerinin de yeni kuşaklara 20 yıl öncesinden çok daha uzak durduğu kanısındayım. Bunu yeni kuşakların geçmişe ilgisizliklerine bağlamak yerine, geçmişle şimdi arasında son 20 yılda açılan uçurumun derinliğine yormaya yatkınım.

Eğer bu tespitlerim geçerliyse muhayyilesi, araştırmaları ve tasarımlarıyla Sedad Hakkı Eldem mimarlığı artık bir ‘kültür mirası' olmaktan öte nasıl bir anlam taşıyabilir kestirmek zor."



Atatürk Kitaplığı

Türk Evi ve Sedad Hakkı Eldem Evi: Bu Çelişki Neyi İfade Eder
İhsan Bilgin'in konuşmasının ardından sözü "Türk Evi ve Sedad Hakkı Eldem Evi: Bu Çelişki Neyi İfade Eder" başlıklı konuşmasıyla Uğur Tanyeli aldı. Tanyeli sözlerine, konuşmasının rahatsız edici gelme eğiliminde ve Sedad Hakkı Eldem'i önemsiz bulduğu, eleştirdiği ya da değerini küçümsediği gibi bir sonuç çıkma ihtimalinin olabileceğini ama tam tersine Sedad Hakkı Eldem'i 20. yy Türk mimarlık tarihinin en önemli figürü ve söylediklerinin hala etkisi olduğunu düşündüğü ender insanlardan birisi olduğunu iddia edebileceğini belirterek başladı.

Sedad Hakkı Eldem'le öznel ve nesnel olmak üzere iki defa karşılaşma imkanı bulduğunu belirten Tanyeli, öznel olarak akademideyken bir dönem öğrencisi olduğunu ve daha sonra bir yayın hazırlanması konusunda kendisiyle evinde bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi. Yıllar sonra ise Osmanlı Bankası Müzesi için gerçekleştirilen çalışmalarda evrak-i metrukisi üzerinden karşılaştığını ekledi. Nesnel olarak karşılaşmasının ise 20. yy'ın en önemli mimarı olduğunu düşündüğü Sedad Hakkı Eldem'le ilgili olarak yazdığı yazılar yoluyla olduğunu belirtti. Bu konuşmasında ise Sedad Hakkı Eldem'in kendi evi üzerinden, üretiminde herkesten fazla emek harcadığı "Türk Evi" söylemleri ve kendi evinde gerçekleşen reel mimarlık arasındaki ilişkiyi sorgulayacağını belirten Tanyeli sözlerine devam etti:

"Sedad Hakkı Eldem 1950'den başlayarak Elmadağ'da kendi yaptığı bir apartmanın en üst katındaki dubleks dairede oturdu, bürosu da ordaydı. Söz konusu binayı bir defa kendi denetiminde 1982'de MSGSÜ tarafından hazırlanan 50. meslek yılı jübilesinde yayınladı. Yine kendi denetiminde, Ev & Dekorasyon dergisinde 1980'lerin sonunda iç mekanlarıyla yayınlandı. Fakat evin Sedad Hakkı Eldem'e ait olduğunu anlamak için görmüş olmak gerekiyor, hiçbir yayında bu açıkça belirtilmiyor. Bu apartmanın mimari çizgileri İstanbul Fen - Edebiyat Fakültesi'ne büyük ölçüde benziyor. Apartman aynı zamanda söveli düşey pencereler ve genişçe bir saçağa sahip ve Sedad Hakkı Eldem'in o dönemdeki mimari çizgisine paralel olarak verneküler konut mimarlığı ile de ilişkide. Bu söylediklerim dışında dairenin geri kalan kısımları ‘Türk Evi' kavramıyla hiçbir ilişkisi olmayan bir görsellikle ve morfolojiyle karakterize oluyor. Evin iç mekanına bakarsak; duvara gömük yatay dikdörtgen biçimli bir şömine, üzerinde bir tablo, tavan ayrıtlarını dolanan kartonpiyerler, çiçekli ve düz kılıflı hantal koltuklar, sehpalar, yemek masası ve sandalyeleri ile nerdeyse her şeyin geleneksel ‘Türk' barınma kültürünün alışkanlıklarının dışında kaldığını görüyoruz. Fakat ‘Türk' olarak nitelendirilebilecek birkaç ayrıntıyı da gözden kaçırmamak gerekiyor: Sehpalar üzerindeki gülabdanlar, divit, kama, salon duvarındaki Edirnevari kavukluk ve üst kattaki çalışma odasında duvara asılmış ahşap bir tavan göbeği. Kısacası bildiğimiz ‘Batı Avrupa' apartman planına sahip bir daire. Daire; salon, salona eklemlenen bir yemek bölümü, yemek bölümüne açılan mutfak, mutfağın arkasında bir hizmetçi odası, arka tarafında ise bugün Türkiye'nin her yerinde görebileceğimiz koridor üzerine dizilmiş yatak odaları ve banyodan oluşan bir planimetriye sahip. Sedad Hakkı Eldem'in hiçbir zaman geleneksel bir ‘Türk Evi'nde oturmadığını bütün adreslerinin apartman daireleri olduğunu biliyoruz. Ama Sedad Hakkı Eldem ‘Türk Evi' kavramının söylemsel şampiyonu.

Sedad Hakkı Eldem yaşama kültürü bağlamında her zaman bir "Batılı" gibi yaşamayı seçmiş biri. Türkiye'de bu eve benzeyen yüz binlerce ev var. Ama o yüz binlerce evde oturanların büyük bir bölümü ‘Türk Evi' söylemleri ortaya koymadılar. Bu çelişki üzerine konuşmak zorundayız. Birinci soru şu: Sedad Hakkı Eldem bu çelişkiden rahatsız mıydı? Muhtemelen Sedad Hakkı Eldem bu çelişkiyi görmüyor, bu çelişkinin kendisini rahatsız ettiğini gösteren hiçbir ipucu yok. ‘Türk Evi' geleneğinin sürdürülmesini istiyor ama ilginç bir şekilde ‘Türk barınma kültürü'nün sürdürülmesini istemiyor.

‘Türk Evi' icat edilmiş bir gelenek. Bu icat edilmiş geleneği icat edenlerin arasındaki en önemli kişi ise Sedad Hakkı Eldem. Bunun neden sadece morfolojik bir şey olduğunu asla barınma kültürüne yansımadığını kendimize sormak zorundayız. Dünyada geleneksel konut kavramının icat edildiği ilk yer Türkiye değil. Eldem'in de ilişkili olduğu Alman kültürü, bu ev icadı konusunda aktif bir yer. Japon Evi de icat edilmiş bir kavram. Her ikisinde de konut morfolojisiyle, konutun içinde gerçekleşen yaşam kültürü arasında bir ilişki oluşturulduğunu görürüz. Fakat bunu en iyi Japon kültüründe görmek mümkün. O konutlarda Japon gibi yaşandığı için de onlara Japon Evi denir. Örneğin, Eldem'le aynı dönemde yaşamış olan Kenzo Tange kendisine bir Japon Evi yapıyor ve içinde Japon gibi yaşıyor.

Bu çelişkiyi, Eldem'in kökenlerine mi bağlama gerekiyor? Sedad Hakkı Eldem'in ailesi Batılılaşmış Osmanlı elitine mensup bir aileydi. Ama bunu Eldem'in ailesi üzerinden konuşmak bana hiç anlamlı gelmiyor. Tam tersine en fazla mesafelenerek bakması gereken bir alandan bahsediyoruz. Asıl problem demek ki bu değil.

Peki neden böyle bir şey yapıyor? Bir taraftan ‘Türk Evi'ni çok seviyor, bir taraftan o evin içindeki yaşama kültürünün artık ölü olduğuna ve artık Batılı gibi yaşamamız gerektiğine inanıyor. Ama bu bir ölü sevicilik. Bu ölü seviciliğin nedeni ne olabilir? Bu doğru bir saptama değil tabii ki? Çünkü Sedad Hakkı Eldem'in yaşadığı dönemde insanlar, Eldem'in öldüğünü düşündüğü yaşama kültürüyle yaşıyorlardı. Ölmemiş olanı ölmüş olarak takdim etmek biçiminde ideolojik bir trüf gerçekleşiyor.

Ortada ‘Türk Evi' denilen ideolojik bir inşaat var. Sorun, ölmüş olanı sevmekteki çelişkiden kaynaklanıyor. Bence, bunun cevabını 'ortada ne ölü var, ne de ölü seven birisi var' diyerek vermek mümkün. Biz ‘Türk Evi'ni estetik bir olgu üzerinden inşa etmedik. Biz büyük ölçüde geleneksel sevgi formatlarının içinden sevgiyi anlamaya çalışıyoruz. Sedad Hakkı Eldem'in ‘Türk Evi'ne sevgisi Mecnun'un Leyla'ya olan metaforik sevgisine benziyor. Eldem, zihninde inşa ettiği ‘Türk Evi' ideasını seviyor. ‘Türk Evi'nde bir gün bile oturmayan Eldem'in, binlerce dökümandan oluşan ‘Türk Evi' çalışmalarına bakarak bile bunu anlamak mümkün. Onun Leyla'sı ‘Türk Evi'ndeki imgeler."

Tanyeli bu konuşmasının ardından dinleyicilerin sorularını yanıtlayarak oturuma son verdi. Sempozyum bugün de oturumlarla devam edecek ve etkinliğin sonunda 20. yy Türk Mimarisi'nin en önemli isimlerinden "Sedad Hakkı Eldem" adı mimarlık eğitimini aldığı ve yıllarca eğitim verdiği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu'na verilecek.

Takvim
<<Haziran 2011>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.