İstanbul’un bir dünya kenti olarak gündeme gelmesi de tabii bizim söylememizle değil, Newsweek’in “Cool” kapağıyla olacaktı.
Şimdi hepimiz İstanbul’a yeniden bakıp eskisinden çok beğenmeye de başlarız!
Kimbilir kaç kez, İstanbul’a gelen turistin en az on katının gelmesinin işten bile olmadığını yazdım. Dünyanın ünlü kentlerini gören herkes bu kentler arasında İstanbul’un yer alması gerektiğini rahatlıkla söyleyebilir.
Ama hiçbir özelliği olmayan Frankfurt bile turist kaynarken İstanbul’da tek tük turiste rastlamaya devam ediyoruz.
İstanbul’un turistik potansiyelinin gelecekte Türkiye için ne kadar önemli olduğu konusunda pek kafa yormuyoruz.
Bu kentle ilgili bir gelecek planı yapmıyoruz. Buraya, önce dünyanın krem tabakasını sonra da onu izleyecek öteki turist gruplarını çekmek için neler yapmak gerektiğini de pek düşünmüyoruz.
Bunun yerine hızla inşaat yapmaya devam ediyoruz. Keşke en azından yeni yapılanları kentin dokusuna, tarihine, görüntüsüne uygun yapacak bir planlama olsa...
Kentin çok kültürlülüğü, farklı dünyaların bir arada yaşaması, tarihin farklı dönemlerine ait eserlerin hâlâ ayakta olması, hiçbir yerde bulunmayacak silueti, pek çok Avrupa kentinde bulunacak yerlerin yanı sıra Akdeniz ülkelerinde bile bulunmayacak özellikler taşıması, birçok ülkeden güvenli ve yakın olması, her türlü konforun ve teknolojik imkanın bulunması ilk akla gelecekler arasında.
Uzun yıllar moda olan İspanya, Yunan adaları ve Uzakdoğu yerine İstanbul ve oradan bağlantılı olarak Anadolu turlarının aslında önümüzdeki yılların turizm trendini oluşturmaması için hiçbir neden yok.
Her fiyata konforun bulunduğu, isteyenin yalnızca doğal zenginliklerden isteyenin kültürel ve tarihsel birikimden yararlanabileceği, Avrupa’nın herhangi bir yerinden birkaç saat içinde ulaşıp anında kumsala uzanabileceği bir ülke burası. Üstelik hemen her mevsimi, yılın her döneminde farklı iklimi bulabilecekleri bir ülke.
Hem Avrupa kültürüne aşina hem de kendi otantik yapısını sürdüren bir yer.
Buraya gelen turistler ne kendilerini tedirgin hissettikleri tümüyle yabancı bir yere düşmüş oluyorlar ne de binlerce kez gördükleri kendi kentlerinin kopyası bir ülkeye...
Belki, Avrupa konforu açısından son yıllarda çok ilerledik ama kendi kültürel mirasımız, tarihimiz açısından çok fazla yol alamadık. Başka bir yerden gelen turistin en önemli beklentilerinden biri bu oysa. En azından bunu bekleyen turisti getirmek gelecekteki potansiyel açısından önemli. Çünkü yalnızca üç öğün tıka basa yiyip, denizden çıkmayarak ülkesine dönen sıradan turistle değil, o ülkeyi gerçekten değerlendiren, eleştiren, merak eden turist orayı tanıtıyor.
İstanbul’a, yalnızca ünlü yabancı mankenler, futbolcular, yarışçılar değil ünlü yazarlar, sanatçılar, fotoğrafçılar, gazeteciler, sinemacılar, tarihçiler, bilim adamları, mimarlar, koleksiyoncular, işadamları da gelmeli. İstanbul, uluslararası festivalini, bienalini çok daha yaygın bir hale getirmeli.
Türkiye’nin en büyük kaynaklarından biri turizm. Oteller yapmak, hava limanları açmak, altyapıya önem vermek gibi İstanbul’u, Türkiye’yi başkalarının neden merak etmesi gerektiğini düşünüp aslında elimizin altında duran o büyük potansiyele de yatırım yapmak gerekiyor.






