Mezarlıkbaşı Otoparkı'nın yerine "mega müze" değil, uluslararası ölçekte normal bir müze bile yapılamaz. Yapacaksak acele etmemeli kente simgesel eserler kazandırmalıyız.Valencialılar, şehir dışına taşıdıkları Turia Nehri'nin yatağına, devasa modern yapıtlar kondurmuş. İzmir de Körfez Geçiş Projesi kapsamında böyle tesisler kazanabili.
"Valencia"yı portakal olarak bilip anarız. Hani şu kış sonunda çıkan ve ertesi yılın yeni ürününe kadar tezgahlardan eksik olmayan sulu portakal olarak...
Valencia aslında, anlatılacak çok şeyi olan bir kent ama o da kendini önce "portakal" olarak görüyor. Her yanında bunu gözlemliyorsunuz. Limandaki gümrük ambarları portakallarla süslü... Tarihi gıda marketinin kubbesi portakal süslemeli... Portakal her yerde karşınıza çıkıyor.
Özerk "Comunidan Valenciana Bölgesi"nin başkenti olan Valencia, İspanya'nın 3. büyük kenti ve tarihten gelen zenginliğini portakal ihracatına borçlu.
Avrupa'da büyük başarılara imza atan bir futbol takımları da var. Nüfus sadece 1 milyon ama takımları Şampiyonlar Ligi'nde iki kez final oynadı. 1979'da da Kupa 2'yi kazanmıştı.
Kovulan nehir
İspanya'nın 3. büyük kentinde beni en çok Turia Nehri'nin kent dışına taşınması ve boşalan yatağının, harika uygulamalarla değerlendirilmesi etkiledi.
10 km. uzunluktaki nehir yatağı, köprüleri ve istinat duvarları ile "ben hala buradayım" diyor. Ama içinde parklar, korular, çeşitli tesisler var.
Taşkınlarıyla problem de yaratan nehrin yatağını taşıma operasyonu, bir çılgın mimarın katkılarıyla "dev atılım"a dönüşmüş. Eski yatağın denizle buluştuğu alana kentin simgesi olan anıt yapılar inşa edilmiş.
Fantastik görünümlü planetarium, bilim ve sanat müzesi ile opera binasını tasarlayan Santiago Calatrava (58) etrafa da üçgen apartmanlar inşa etmiş.
Milenyumu karşılama programı çerçevesinde 2005 yılında açılan opera binasına, kraliçeyi onurlandırmak üzere 'el Palau de Les Arts Reina Sofia' adı verilmiş. Bina 3 ayrı salonda toplam 4.000 kişilik oturma kapasitesine sahip.
Yerden yüksekliği 70 metreyi aşıyor, 87 bin metrekarelik bir bahçenin içinde, çevresinde 10 bin metrekarelik yansıtma havuzu var. Uzunluğu 163, genişliği 87 metre. Yatırım tutarı 500 milyon euronun üzerinde...
Modern mimari şaheserleri için "devasa savaşçı kaskı" ve "uzay gemisi" gibi benzetmeler yapılıyor.
Çılgın projeler Valancia'nın; "portakal", "sanayi" ve "futbol" kenti olma özelliklerine, "turizm merkezi"ni de eklemiş.
10 km'lik nehir yatağına pek çok mimar daha, çeşitli noktalarda eserler kondurmuş.
Çapaçul olmasın
İzmir yıllardır "mega müze"yi konuşuyor. Fikir güzel. Ancak "mega" lafına karşın bu konuda küçük düşünüyoruz. Yapılacaksa kente Sydney ve Valencia'dakiler gibi, simgesi olacak eserler kazandırılmalı.
"İyi de nerede? Hangi parayla?" diye sorabilirsiniz.
Çapaçul şeyler yapacağımıza tarihe mal olacak tesisler için gerekirse bir süre daha beklemeliyiz. Expo 2015'i kaybedince ona bağlı, İnciraltı'nın değerlendirilmesi ve Körfez Geçişi gibi dev projeler de "ham hayal"e dönüştü.
Expo 2020 ile olur... İleride kaçınılmaz ihtiyaç haline gelir... Her nasıl olursa olsun, bu kente önünde sonunda bir Körfez Geçişi yapılacak gibi görünüyor. Milyarlarca dolar getirisi de olabileceğinden söz edilen O proje beklenir ve o çerçevede değerlendirme yapılır. 10 yıl, 20 yıl, hatta 30 yıl kentlerin hayatında uzun süre sayılamaz.
Yeter ki Valencia'daki Turia Nehri'nin yatağını değiştirmek gibi dev projelere imza atılsın.
Hele hele mega müze için yer olarak İkiçeşmelik'teki otoparkın adının geçmesi çok komik. Dünyadaki örneklere bakacak olursanız, oraya bırakın megasını "uluslararası ölçekte müze" denilebilecek bir bina yapılması bile fiziksel anlamda olanaksız.
Küçük müze de olur elbette. Nitekim Valencia'da 200 müze var. Ama Batı Anadolu Medeniyetleri Müzesi küçük olamaz ve o da bir defa ve adam gibi yapılmalı. Asırlık kullanım için düşünülmeli.
İzmir'in yapacağı ilk şey Gediz kirliliği belasından da bir an önce kurtulup tertemiz bir Körfez'e kavuşmak olmalı. Çünkü kıyılarından denize girilen bir İzmir, turizmde patlama yapar.
Sadece 2.5 saat
Karşıyaka Yalısı, Güzelyalı ve Kordon'daki apartmanların göz açıp kapayıncaya kadar otele dönüştüğünü görürüz. "Nice" örneği çok uzakta değil, uçakla İzmir'e sadece 2.5 saat mesafede...
İzmir neden Nice ve Valencia'nın artılarının tümüne birden sahip olmasın? Büyük düşünürse olur... Çünkü doğal potansiyel ikisinin toplamından büyük.
Akvaryumu da meşhur
Tepenizde köpek balıkları, sağınızda solunuzda kuma yatmış vatosları, dev ahtopotlar... Dev akvaryumlar çok ilginçtir. Valencia Akvaryumu da "Avrupa'nın en büyüğü" ve kutuplardan tropik denizlere kadar farklı bölgeler için ayrı akvaryumlara var. Akvaryumlardaki renkler bir minik bölümün başında onlarca dakika geçirmenizi yol açabilecek kadar başdöndüracüdür. Özfatura'nın başkanlığı döneminde İzmir de böyle bir tesis için kolları sıvamıştı ama girişim sonuçsuz kaldı. Valencia'daki akvaryumun benzeri şu sıralar İstanbul'a yapılmakta.
Kemeraltı'na gıda marketi yapılmalı
Valencia'nın tarihi gıda pazarını geziyoruz. 1928 yılından kalma Mercado Center'in çatı konstrüksiyonu Gümrük'teki Konak Pier'i andırıyor. "Mimarı Eiffel mi acaba?"... Rehberimize soruyorum. Gururla, "Hayır, Fransız değil İspanyol" diyor. Bilgi verirken "Avrupa'nın en büyük tarihi gıda marketi!" diyerek de hafif sallıyor. Budapeşte'de gördüğüm Fransız mimar Eiffel tarafından planlanmış gıda pazarı, Valencia'dakinin iki katı en az...
Kubbesi portakallı
Kubbesi portakallarla süslü, hala günlük taze gıdaların satıldığı Mercado Center da enfes bir yer ve oluşturduğu rekabet ortamı sayesinde burada her şey çok ucuz. Lafı İzmir'e getireceğim. Gümrük'teki Balık Pazarı'nı Konak Pier'e dönüştürdük. Kemeraltı'ndakini de yıkıp meydan yapma planları var. tarihi Havra Sokağı yarı yarıya balık pazarına dönüştü... Diyorum ki; Agora da antik pazar yeri olduğuna göre neden Kemeraltı'nda ayakkabıcıların terk ettiği, hala boş duran dükkanların yerine bir gıda marketi yapılmasın? Tabii tarihi İzmir atmosferinde... Hem turistik destinasyon zenginleşir hem hipermarketler dışında bir rekabetçi bir pazarı oluşur. Ne dersiniz Sayın Kocaoğlu?






