İKSV, kültür sanat hayatına yaptığı katkılarıyla varlığından en memnuniyet duyduğum kurumların başında geliyor. Bir seferinde, Timeout İstanbul'un editörlüğünü yaptığım sırada, İstanbul'u İstanbul yapan 50 kişi/kurumu konu yapacaktık. Ekipçe hemfikir olduğumuz, ilk aklımıza gelen isimlerin başında geliyordu İKSV... Ben tüm iyimser yorumlara rağmen bu coğrafyada sanat ve kültüre dair gelişmelerin hayli kavruk ve şiddetle tutucu olduğunu düşünenlerdenim.O yüzden bir süredir her kösteğe rağmen Don Kişot misali çalışan İKSV'nin bu şehre katkısının artık bir hayır işi, neredeyse bir ‘sevap' boyutunda gerçekleştiğini düşünür oldum.
13 yıldır ‘good old' Luvr Apartmanı'nda dünyanın sanatçılarını ağırlayan İKSV'nin harika bir binaya geçeceğini öğrendiğimde çok sevinmiştim.
Hem inanılmaz bir tempoyla çalışan İKSV ekibinin çalışma konforu artacağı için, hem de şehrin metropol olmasında bu denli pay sahibi bir kurumun çalışmalarını kendine yakışır bir merkezde sürdürmesi gerektiğine inandığım için...
İKSV'nin yeni merkezi, Şişhane'deki muhteşem Deniz Palas... Burası 20. yüzyılın başlarında mimar Georges Coulouthros (Yorgo Kulutros) tarafından Art Nouveau stilinde inşa edilmiş bir yapı. İKSV'nin Deniz Palas'a taşınması, İstanbul'un özgün kimliğinin korunmasına ve kentin kültür hayatına yapacağı katkılar açısından da önemli. Deniz Palas ayrıca İstanbul 2010 Kültür Başkenti projeleri kapsamında, İstanbul'un kentsel dönüşüm, şehircilik, çevresel ve sosyal anlamda göstereceği gelişime de iyi bir örnek teşkil ediyor. Varlığıyla İstanbul'u özel kılan bu bina ile tanışıklığımızın evveliyatı var. İKSV tarafından 2004 yılında satın alınan bina, 2005 yılında 9. İstanbul Bienali kapsamında kullanılan mekânlardan da biri olmuştu.
Peki şehrin yeni gözdesi Şişhane'de, çok geniş açıdan Haliç'i ve de tarihi yarımadayı gören bu güzide binaya biz sivillerin teşrifi ne zaman gerçekleşecek? İKSV yetkilileri Deniz Palas'ın bir değişiklik olmazsa Ocak 2010 ortasında bir etkinlikle İstanbul'u renklendirmeye başlayacağını söylüyor. İKSV ekibinin taşınmasına dair hummalı çalışma ise bitmiş durumda. Kısacası yeni yılda merak uyandıracak, kenarından köşesinden dahil olmayı isteyeceğimiz çok önemli bir merkeze kavuşuyor olacağız.
Merkez diyorum, çünkü burası çok yakında etkinlik alanı, kafe/restoranı, mağazası ve evet, müzesiyle şehrin en merak edilen, ziyaret edilen mekânlarından birine dönüşecek.
Katları gezdikçe İKSV ekibindeki arkadaşlarıma imreniyorum; bu kadar iddialı bir binada çalışmak ne keyifli olacak! Düşünün, İstanbul'un esaslı Art Nouveau binalarından birinde çalışıyorsunuz. Bina her ihtiyacınız düşünülerek ve aslına tamamen sadık kalınarak restore edilmiş. Binanın içinde gezerken bizden çok önemli sanatçıların eserleriyle de iç içesiniz. Üstelik ofisiniz şehrin son derece merkezi bir bölgesinde...
Deniz Palas ruhuna benim gibi dahil olmak isteyenler için bir de teselli: Binanın girişine Borsa Lokantası bir cafe projesiyle dahil oluyor. Buranın özellikle etkinlik evvelinde çok rağbet görecek bir nokta olacağı kesin. Kafeden fuayeye direkt geçiliyor. Binanın diğer köşesinde burayı canlı kılacak bir çekim merkezi daha var: Başında zevkli, tecrübeli bir isim olan Aylin Kutnay'ın olduğu tasarım mağazası... Burada dünyanın belli başlı müze-mağazalarının dikkat çeken ürünleri de Türk ve yabancı tasarımcıların çalışmaları da satılıyor olacak. Mağazanın hazırlıklarıyla ilgili son aşamaya geldiklerini anlamak için depoda sıralanmış kolileri görmek yetiyor.
Deniz Palas'ı herkes farklı açılardan güzel bulacak, şüphesiz. İlk akla gelenler; haşmetli mimarisi, tarihi değeri ve o civarda ün yapmış pek çok mekânınkine ‘fark atan' manzarası... Benim içinse iki unsur ön planda. Bir kere İstanbul'da bir metropol yaraşacak adette kültür merkezi olmayışını hazin buluyorum. Deniz Palas ile birlikte nihayet farklı disiplinlerden etkinlikleri ağırlayabilecek, hem oturmalı hem ayakta düzeni ve hareket eden afili bir sahnesi olan bir merkeze kavuşmuş olacağız. Üstelik burası Şişhane metrosuna 3 dakika uzaklıkta. İkincisi çağdaş sanatın mekâna hiç zorlama duygusu yaşatmaksızın adaptasyonundan etkileniyorum.
Bu çok beğendiğim işlerin seçiminin ardında yine çok beğendiğim bir küratörün, Fulya Erdemci'nin ismi var. Favorilerim: 1. Binanın girişinde Sarkis'in ‘Ayasofya' adlı işinin avize uygulaması. 2. Yine ofis katlarındaki Aydan Murtezaoğlu'nun ‘Düşen Kız' adlı, kapının camı üstüne yapılan uygulama. 3. Kattan kata çıkarken size eşlik eden, duvarlardaki Selim Birsel'in mühür baskısı ‘Başak Tarlaları'. 4. Asansörde çıkarken Canan Tolon'un suretinizi sonsuz kılan ışıklı aynaları... Ömer Uluç, Burhan Doğançay, Mehmet Güleryüz, Komet gibi üstatların seçme işleri de yönetim kurulu odasının duvarlarında sergileniyor. Tavanın Deniz Palas'ın zarif kalem işleriyle bezeli olduğu bir oda bu...
Deniz Palas'ı yaşayan bir yer kılacak sürprizlerin sonu yok! Binanın tepesinde yer alan, bir Borsa Lokantası işletmesi olarak açılacak restoran, bence kesin bu kışın en iddialı projelerinden biri. Sigara içmek ya da açık havanın ve engin manzarının tadını çıkarmak isteyenler restoranın terasına bayılacak. Restoranın fırını İznik Vakfı'nın buraya özel ürettiği çinilerle süslü. Fulya Erdemci bu alanı da es geçmemiş, lokanta katında yer alan ve saydam tavanı sayesinde terastan da görülebilen bir Canan Dağdelen'in cam küpü, hemen dikkati çekiyor.
İKSV, Deniz Palas projesinde hep doğru isimlerle bir araya gelinmiş diye düşünüyorum. Listenin başında mimar Dr. Burhan Satıcı var. Bana projeyi aktarırken kendisinin İKSV'nin bu şehre katkısının ne denli farkında olduğunu, burayı bir diğer proje gibi algılamaktan çok ötede çabasını algılıyor, Satıcı'yı merakla dinliyorum.
Bir başka hizmet var ki tereddütsüz başlı başına bir konu olmayı hak ediyor. Uzun yıllar İKSV Mütevelliler Kurulu Başkanlığı'nı üstlenen, 2008 yılında kaybettiğimiz opera sanatçısı Leyla Gencer adına Deniz Palas'ta bir de müze açılıyor. Binada sanatçının hayatını geçirdiği Milano'daki evindeki mobilyalar getirtilerek evinin bir modeli yaratılıyor. Burası binanın ziyaretçilere açık ayrı bir bölümü olarak hayata geçiyor.
Kulağa ne denli sevimsiz geldiğinin farkında olarak yapacağım bir itiraf: Deniz Palas'ı gezerken tüylerim hayranlıkla diken diken... Vakıf için canla başla çalışan ekipteki arkadaşlarımı, binanın mimarı ve aynı zamanda İKSV İşletme Direktörü olan Burhan Satıcı'ya candan tebrik ederek ayrılıyorum binadan. Aklımdan İKSV etkinlikleri sayesinde tanıdığım, bildiğim nice isim geçiyor. Aralarından iki kişiyi başka bir saygı ve minnetle anıyorum: Nejat ve Şakir Eczacıbaşı'yı...
Deniz Palas'ta hangi sanatçıların işleri var?
Burhan Doğançay, Ömer Uluç, Mehmet Güleryüz, Komet, Görgün Taner, Devrim Erbil, Özdemir Altan, Füsun Onur, Kemal Önsoy, Bülent Şangar, Sarkis, Ayşe Erkmen, Murat ve Fuat Şahinler, Aydan Murtezaoğlu, Hale Tenger, Selim Birsel, Canan Tolon, İnci Eviner, Cengiz Tekin, Canan Dağdelen, Hüseyin Bahri Alptekin, Yang Jiechang.






