reklam

Haberler
12 Kasım 2001
Pazartesi

sayfayı haber kaynağında açar

Büyük Postane

Büyük Postane, Büyük Postane Caddesi'ndedir... İstanbul'da ''posta'' nın bu en büyük hanesi ve adını verdiği caddesi Sirkeci'dedir... Hanenin önemli bir kısmına yayıldığı cadde, bir ucuyla Sultanhamam Caddesi'nden Mahmutpaşa'ya, öteki ucuyla Ankara Caddesi'nden Babıâli'ye açılır ve gündüz vakti her daim trafiği tıkalıdır... Tıkanıklık, postanenin cezbettiği kalabalıktan değil, yola taşan dükkân ve yolu kapatan sokak satıcılarındandır... Hiç kuşkusuz, bir zamanlar kalabalığın temeli bizatihi postanenin kendisiydi...

Mektupların mutlaka postayla gönderildiği, telefonla şehirlerarası görüşme için sıraya yazılıp saatlerce beklenildiği, acele haberleşme için telgrafların çekildiği yıllarda -ki o yıllar o kadar da eski değildir- Büyük Postane başlı başına bir merkezdi...

Daha dün gibi, 1970'lerde Ankara'daki siyasilere yakmaları için ''kına gönderme'' törenlerinden, bir şeyleri protesto için toplu telgraf çekme eylemlerine kadar birçok etkinlik ve arada tabii ki polisin coplu dayak gösterileri burada olurdu...

Burası 1930'larda ''Yeni Postane'' ydi...

"T"ler gittiğinden beri

1903'te temeli atılıp 1909'da ''Posta ve Telgraf Nezareti'' olarak açıldığından dolayı, bir süre sonra kaçınılmaz olarak ''yeni'' adını almıştı...

Sonradan ''Büyük Postane'' oldu...

Yakında ''Eski Postane'' olursa şaşmamak gerek... Çünkü, PTT'nin ''t'' lerinden telgraf; nikâh-düğün, panel-konferans gibi özel ve resmi davetlere ya da cenazelere katılmayanlar için mazeret veya taziye bildirme aracı olduğundan; telefon, koparılıp satıldığı gibi cebe girdiğinden, postayı da özel kuryeler devralmaya başladığından beri Büyük Postane'nin büyüklüğü pek kalmadı... Belki yakında ne büyük ne eski, postane bile kalmayacak...

Büyük Postane, mimar Vedat Tek 'in eseri... Dört katlı ve 3 bin 200 metrekarelik yapı, uzmanlarına göre döneminin mimari özelliklerini, postacılara göre 16. yüzyıl esintilerini taşıyor...

Binanın sahibi olduklarına göre herhalde postacılar daha iyi bilir!

Görkemli binanın cephesi yontma taş ve mermer... Tuğlalarını Vedat Tek'in özel olarak tasarladığı sanılıyor... Binanın ana girişi, büyük ama çok büyük bir salona açılıyor... Salonun çatıya dek yükselen tavanı, turuncu ve mavi renk ağırlıklı camlarla kaplı... Salon, halka posta hizmetlerinin verildiği mekân... Üst katlara binanın her iki yanındaki mermer merdivenlerle çıkılıyor...

İlk postane Yeni Cami'de

Büyük Postane, Osmanlı'nın ilk postanesi değil... Avusturya, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Romanya, Polonya, İtalya'nın İstanbul'da açtığı posta merkezlerinden epey sonra Osmanlı 1840'ta Posta Nezareti'ni kurarak ve Yeni Cami'nin avlusunda ''Postane-i Amire'' yi açarak posta hizmetini başlatıyor... Mektup bekliyorsanız, postaneye gidip soruyorsunuz; gelmişse alıyorsunuz... İstanbul'da mektubun adrese teslimi için 20 yıl daha beklemek ve postayı getiren ''mektupçu'' ya ücret ödemek gerekiyor...

Osmanlı'nın, telgrafla ilk tanışması İngilizler'in çektiği hatla 1855'te oluyor; 9 Eylül'de Hariciye Nazırı Fuat Paşa müttefik kuvvetlerin Sivastopol'a girdiğini Kırım'dan İstanbul'a telgrafla bildiriyor; müjdeli haber telgrafın uğurlu sayılmasını sağlıyor... Tersi olsa, Morse 'un 1843'te bulduğu alfabe ile elektriği haberleşmeye dönüştüren telli telgraf, daha başında lanetlenip uzunca bir süre yasaklanabilirdi!

Babıâli'nin elinin altında

Mektupla sınırlı posta hizmetlerine telgrafın katılmasıyla bakanlığın adı 1870'te Posta ve Telgraf Nezareti'ne dönüşüyor... Telefonun İstanbul'a gelişi ise 1908... Büyük Postane'nin açılışında telefon biliniyor ama, Osmanlı nedense ''Posta, Telgraf ve Telefon Bakanlığı'' nı kurmuyor...

Osmanlı'nın ''Posta ve Telgraf Bakanlığı'' nın Sirkeci'de olması bir rastlantı olmamalı... Babıâli'nin, yani hükümet merkezinin hem hemen altında, hem de hükümetin elinin altında! Sansür istemediğiniz kadar; öyle ki, zarfların üstüne ''Sansürce muayene olunmuştur'' damgası basılacak denli kurumsallaşmış... Büyük Postane'nin bir başka özelliği ise Cumhuriyet döneminde telsizle haberleşmeye ve 1927'den 1936'ya dek İstanbul Radyosu'na ev sahipliği yapması... Hatta bir ara adliye binası olarak kullanılması...

PTT'yi bölüp parçalamasalar, satıp savmasalar ne kadar büyük olursa olsun neredeyse 100 yıllık bina bugünün gereksinimlerine yanıt veremezdi... Bugün Büyük Postane, dışarıdaki hengâmeye karşın taş duvarların arasında kendi tenhalığını yaşıyor...

Büyük salonda çoğu kapalı gişelerin önündeki kısa kuyruklar, fatura paralarının sayılmasından kaynaklanıyor...

Mektup gönderen yok gibi...

Belki hafta sonu çarşı iznine çıkan askerler, hasretlerini ve sevdalarını zarfın içine koyuyordur...

Cebe giren iletişim teknolojisi bir kültürü, insanların duygularını yazıyla ifade etmesini ortadan kaldırıyor...

Ana girişteki telgraf servisi, telefon kartı satmakla meşgul; kartlar kontürüne göre çeşit çeşit...

Servisi ve ücret tarifesi var, ama telgraf çeken de yok... ''ELT'' çoktan tarih olmuş; ''yıldırım'' antika gibi değer kazanmış...

Gençler ünlü harfleri atarak ünsüzlerle geliştirdikleri cep telefonu mesaj abecesiyle 100 bin lirayı bile bulmayan kontür tarifesinden birbirlerine birkaç saniye içinde ilan-ı aşk ederken, siz ''yıldırım telgraf'' ta ısrar ederseniz saatler sonra sahibinin eline ulaşacak mesajınız için 10 sözcüğe kadar 3 milyon 750 bin lira ve sonrasındaki her sözcük için 375 bin lira ödemek durumundasınız...

Telgrafın telleri

En iyisi telgrafı, tellerine konan kuşlarla baş başa bırakmak ve kenara çekilip cep telefonlarında yazılı mesajın keyfini tam çıkaramadan sesli mesaja geçen gençlerin kendi türkülerini yakmalarını beklemek... Teknolojinin başdöndürücü hızından fırsat bulup yakabilirlerse!

Büyük Postane'nin bir bölümü, PTT Müzesi... Koca binayı yaptıran adam adını yazdırmamış ama, Enis Öksüz adındaki Ulaştırma Bakanı müze açtı diye kapıya adını çaktırmış...

Müze tam müzelik...

Girişte, kimlik bırakıp adınızı deftere yazdırıyor, elinizde çanta varsa dolaba kilitleyip anahtarını alıyorsunuz...

Sonra bir telsiz anonsu:

- Müze 1, Müze 3...

- Müze 3 dinlemede...

- Ziyaretçi geldi...

- Anlaşıldı, tamam...

Postacıların müzeciliği!

Görevlinin eşliğinde, inlerle cinlerin top oynadığı katlarda eski malzeme ve cihazların arasında geziyorsunuz... Amerikalı mucit Alexander Graham Bell , telefonu 1876'da icat etmişse de bu müzede 1855 yılında imal edilerek ülkemizde kullanılan telefonlar sergileniyor! Osmanlı'nın telefonla 1908'de tanışması bir yana Bell'in, üretime geçmek için icadının patentini almaya çalıştığı 1877 yılında bizzat imal ettiği ilk telefon ve -bu nasıl ilkse- yine aynı yıl üretilen Japon malı ilk telefon da burada, bu müzede...

Postacılık postacıların, müzecilik müzecilerin işi olmalı... Müzeciliğe meraklı postacılar Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeki müzecilik yüksek lisans programına katılmalı...

Büyük Postane'deki postacılar, müzeciliğin altından kalkamamış olmalılar ki Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal Paşa 'ya çekilen telgrafların fotokopisini çıkartıp orijinallerini Türk-İslam Eserleri Müzesi'ne vermeye niyetlenmişler...

Büyük Postane, Büyük Postane Caddesi'ndedir... Büyüklüğü gitmiş eskiliğini yaşamaktadır...

1903'te temeli atıldı, 1909'da Posta ve Telgraf Nezareti olarak hizmete girdi

12 Kasım 2001 Cumhuriyet
Cumhuriyet Gazetesine burayı tıklıyarak abone olabilirsiniz.

Kasım 2001 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
      01 02 03 04
05 06 07 08 09 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30
diğer aylar için tıklayın

 Han Tümertekin 6 Kasım 2001'de Diyalog bölümümüze konuk olarak soruları yanıtladı.

Han Tümertekin'e  yönelik soruları ve yanıtlarını okumak için buraya ...

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri destek@arkitera.com

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz